Lilypie 1st Birthday Ticker

30 Mart 2007

Cuma Dertleşmesi...

İnsanlar konusunda hislerime çok güvenirim ama biri var ki bana olan tutumlarını çözemiyorum. Sürekli beni ve kendini kıyaslıyor. Bu bazen yaptığım bir yemek, bazen evimdeki bir eşya, bazen eşler oluyor. Bazen de gülerek bir laf söylüyor, şakamı yaptı yoksa ciddi ciddi iğneledimi anlamıyorum.
Bazen Arpa beyin bana olan bir ufak davranışına kafayı takıp kocasına sen neden bana sevgili gibi davranmıyorsun diyor, bazen de çok mutluyuz havalarına bürünüyor.
Bazen tavırları çok samimi geliyor, beni ne kadar sevdiğini söylüyor, övüp duruyor, bazen de negatif düşünceleri olduğunu sözleri ve tavırlarıyla hissettiriyor.
Mesela bir gün poaça yapmıştım çok beğenildi, birkaç hafta sonra oda yaptı ve eşinin çok beğendiğini hatta benim yaptığımdan daha çok beğendiğini söyledi altını çizerek. Bana böyle şeyler çok saçma geliyor ve ilgilenmiyorum aslında ama bu durum eşimin bile dikkatini çekmeye başladı ve benden çok o rahatsız oluyor artık.
Önceden aman kırılmasın üzülmesin diye pek tepki vermiyordum ya da umursamıyordum ama şimdi cevabını yapıştırıyorum.
İnsanları olduğu gibi kabul etmek ya da tamamen hayatından çıkarmasan bile araya mesafeyi koymak gerekiyor. Ben şimdilik mesafeyi koruyorum. Bakalım ne olacak.


Herkese mutlu hafta sonları dilerim…

26 Mart 2007

Aşkım, Haftasonum ve Sobe

Cumartesi günü aşkımın doğum günüydü. Çok güzel bir hafta sonu geçirdik. Süper dinlendim ve eğlendim. Seni çok seviyorum bitanem iyi ki doğdun ve benim kocam oldun.

♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥




Gelelim sobeye. Kuğuu' cuğum markalar konusunda beni sobelemiş. Marka takıntım yoktur aslında. Yani sevdiğim ve kullandığım her markanın bir muadili vardır benim için. Birini bulamazsam diğerini kullanırım. İllede şu marka olsun demem. Bakalım neler varmış.



Sürekli aynı parfümü kullananlardan değilim. Kokusunu beğendiğim herhangi bir parfümü kullanabilirim ama şu sıra kullandığım Davidoff echo.


Cilt bakımında clinique nemlendirici, tonik ve sabununu kullanıyorum. Tonik ve nemlendiriciden vazgeçebilirim ama sabununda asla.

Spor giyinmeyi severim. Spor ayakkabılarım vazgeçilmez benim için. Spor ayakkabıda Puma ve adidas bir numaralarım.

Kıyafet konusunda marka takıntım yok. Nerede beğenirsem oradan alırım.

Dediğim gibi benim için her markanın bir muadili vardır ama Nutella nın asla :)

Temizlik malzemelerinde Domestos çamaşır suyu ve Cif krem temizleyici olmadan olmaz. Çamaşır deterjanında Ariel, sıvı sabunda Dove severim.

Aklıma gelenler bunlar. Kimler sobelendi bilmediğim için ben kimseyi sobelemiyorum ve isteyen olursa markalarını bize anlatsın diyorum :)


Herkese mutlu haftalar…

22 Mart 2007




Kendimde birşey farkettim. Ben hafta sonları için yaşıyorum. Pazartesi günü diyorum ki kendi kendime, amannn hafta nasıl olsa çabuk geçecek, pazartesi-Salı bittimi haftayı bitti say. Ondan sonra gelsin güzelim cumartesi ve Pazar. Gerçi Pazar gününü de ertesi güne hazırlık günü olduğundan hiç sevmemişimdir çocukluğumdan beri. Yani Pazar günlerinin saat 15:00 den sonrasını sevmiyorum desem yeridir. Her neyse hafta içinin çabuk geçmesini istiyorum fakaaatttt bir şeyi hep göz ardı ediyorum. Ömür geçiyor ve ben 2 hadi bilemedin 1,5 günü yaşamak için beklerken, koskoca 5 günü nasıl geçtiğini anlamadan, boş boş sadece çalış ve eve gel yat şeklinde yaşıyorum. Sonra yapmak istediklerimin hepsi hafta sonu dediğim 1,5 güne kalıyor ve tabi istediklerimin büyük kısmına vakit yetmediği için bu sefer de sinir stres oluyorum. Nasıl hayat ama? Yaşlanıyorum ve ne çok şey kaçırıyorum. Bu konuda en büyük şanssızlığım uzun çalışma saatleri olan bir şirkette çalışmam ve evim ile işim arasında deniz olması. Maalesef evime geç ulaşıyorum. Ama şöyle yakınlarda bir işim olsaydı, yada 9-5 çalışan bir şirkette olsaydım, yada ne bileyim part time bir işim olsaydı, yada annem bana yakın otursaydı (en azından yemek derdim olmazdı), yada sabah çok erken kalkmak zorunda kalmasaydım, yada daha stressiz bir işim olsaydı vs. vs. daha mutlu olurdum. Ben çalışmayı çok seviyorum ama böyle ömrümü tüketen bir iş istemiyorum. Yani para kazanayım derken hayatı kaybetmek bazen çok aptalca geliyor. Ama ne yazık ki elden bir şey gelmiyor.
İnşallah ileride istediğim gibi bir işim olur. Severek ve mutlu bir şekilde yapacağım bir iş. Sanırım bu koca şehirde biraz zor ama hayal etmekten vazgeçmemek lazım. Aslında işimi seviyorum ama bana zaman kalmıyor. Önemli olan da bu zaten.
Neyse umarım hepimiz mutlu ve hayal ettiğimiz gibi yaşarız bu kısa hayatı.

Sevgilerimle,

21 Mart 2007

Monoton hayat...

Biliyorum bloğumu ihmal ettim ama öyle yoğunum ki. Sizleride çok özledim bu arada. Pembe gazete faaliyete başlamış, çokta güzel olmuş. En kısa zamanda bende birşeyler yazmak istiyorum pembe gazetemize.
Benim günlerim hep aynı. Bu aralar robot gibi yaşıyorum desem yeridir. Neyse bu konularla sıkmayayım şimdi. Yoğunluğum biraz hafiflesin daha sık yazacağım bloğuma. Malum yeni görev başladı :)

Mutlu günler dilerim...

12 Mart 2007

Haftasonum...

Yutkunabilmenin kıymetini biliyormuyuz? Ben daha yeni anladım diyebilirim. Şöyle ki, Arpam balığı çok sever. Ben oldum olası hiç sevmem ama daha yeni yeni sadece vitaminini alabilmek için ucundan kıyısından yemeye başladım. Cuma günü işten erken çıktım hadi kocama sürpriz yapıp balık alayım dedim. Levrek alıp fırında pişirdim. Daha ilk lokmalarda boğazımın bademcik bölgesinde bir acı hissettim. Evet kılçık battı. Kabus gibi bir şey. Eğer birine beddua etmek istiyorsan boğazına kılçık batsın de. Öyle kötü birşey. Ama benim kılçık Allahtan insaflı çıktı. Bir süre gitti zannediyorum sonra bir bakıyorum yine orada. Sürekli batıp canımı yakmadı yani. Arpam tutturdu doktora gidelim, doktorsuz hallolmaz bu mesele diye. Ama ben gitmemekte inat ettim. Biliyorum doktora gidersem başıma nelerin geleceğini. Muayenesini düşününce bile midem ağzıma geliyor. Dayanamam ben dedim. Sonra kayınvalidemlere gittik çaya. Küçükken kayınvalidemin de başına gelmiş. Lokum yedirmişler geçmiş. Arpam bir koşu gidip lokum aldı geldi. Bir sürü lokum yedim bana mısın demedi. Sonra evimize geldik. Yattık uyuduk ama aklım hep boğazımda. Gece uyanıp uyanıp yutkunuyorum gitmiş mi diye. Sonra sabah uyandım veee mutlu son :) evet kılçık beni terk etmişti. Çok şükür Allahıma kendiliğinden gitti yoksa doktora gitmek zorunda kalacaktım. Artık balık yemem herhalde.

Cumartesi günü, Kadıköy de pasta malzemeleri satan, Gelincik tarlası burcu Hanım’ ında bloğunda bahsettiği, yanılmıyorsam adı Duygu ticaret olan mağazaya gittim. Bazı şeyler Eminönü ndeki dükkanlardan daha ucuz geldi bana. Küvertür çikolatalar genelde 2,5 kg lık paketlerde satılır. 1 kg isteseniz vermezler. Elit marka küvertür satılıyordu bu dükkanda. Hatta Zambo da varmış. Elitin kilosu 7 YTL idi. Tam 2.5 kg alıyordum ki müşteri bir bayan girdi içeriye. Bana fısıltıyla çikolatamı alıyorsunuz dedi. Evet diyince Kahve Dünyasında 6 YTL dedi yine fısıldayarak. Bunu duyunca önce kararsız kaldım. Sonra kahve dünyasından almaya karar verdim. En azından istediğim gibi 1 kg alabilirim diye düşündüm. 2,5 kg almak istemiyordum zaten ama sırf paketi bölmedikleri için mecburen öyle alacaktım. Sonra diğer alacaklarımı alıp çikolatayı bırakarak çıktım oradan. Yolumuzun üzerindeki Bağdat caddesi Kahve dünyasına uğradım dönüşte. Direkt küvertür çikolata stantına gittim. Bir sordum ve şok oldum meğer yarım kg fiyatı 6 ytl imiş. Kg 12 Ytl ye geliyor. Diğer tarafta kg fiyatı 7 lira idi. Oradan almadığıma pişman oldum. Neyse bir daha giderim artık. Demek ki bu tür konularda tanımadığın insanlara güvenmemek lazımmış :) Gerçi o bayanında aklında öyle kalmış demek ki. Ona da kızmamak lazım. İyi niyetiyle söyledi ama farkında olmadan beni yanıltmış oldu.

Bu arada bir yemek blogu açmayı düşünüyorum. Adı henüz belli değil. Aklınıza güzel bir yemek blogu adı gelirse söylermisiniz arkadaşlarım :)



Herkese iyi haftalar…

01 Mart 2007

Bu hafta bitmek bilmedi nedense. Haftasonuyla birlikte 3 gün boyunca evde olduğum halde yorgun ve halsiz hissediyorum. İnşallah hasta olmam.

Neyse ben size birşey anlatacaktım unuttum. Bilen bilir Anadolu yakasında yeni yapılmakta olan incity var. Oraya uğradık eşimle geçenlerde. Hem fiyat öğrenelim hem de evler hakkında bir fikrimiz olsun diye. Şantiyeden içeri girip satış ofisine doğru gittik. Satış ofisinin önüne park ederken 10 mt uzağımızdaki bir güvenlik görevlisi oraya park etmeyin anlamında el kol hareketleri yapmaya başladı. Boş yer var niye parketmeyelim diye düşündük önce. Sonra baktık ki o sırada 2 adet lüksmü lüks araba parketmiş. Anladık ki tam satış ofisinin önüne patronlar parkediyor. Güvenlik görevlisi bize parkedebileceğimiz bir yer gösterdi çamurun içinde. Çok sinirlendik. Hiç inmeden bastık gaza çıktık oradan. Koskoca firma bu, müşterilerine özen göstermesi gerekmezmi? Pazarda çorap değil ev satıyorlar orada. İnsanlar dünyanın parasını bağlıyor bir daireye. Nedir bu şımarıklık?
Free Counters
--------------------------------------------------------------------------------
eXTReMe Tracker
-------------------------------------------------------------------------------