Lilypie 1st Birthday Ticker

28 Aralık 2006

Bu günlerde müthiş bir yoğunluk içerisindeyim. Son birkaç saat içerisinde halletmem gereken bir sürü iş, katılmam gereken bir yılbaşı partisi var. Bayramdan önce de 2 adet günübirlik şehirdışı seyahati beni bekliyor. Birkaç dakikalık nefes alma molasında hemen buraya koştum :) Herkesin bayramını ve yeni yılını şimdiden kutlarım. Umarım bu yeni sene hepimize hayal ettiklerimizi getirir.
Sevgilerimle...

20 Aralık 2006

Kış aylarını hiç sevmememe rağmen onu da arar oldum. Mevsim normallerini yaşayamıyoruz günlerdir. Aralık ayı Ekim zannetti kendisini. Bu gidişle 2040 yılında tüm buzullar erir diyor uzmanlar. 2040 yılında 64 yaşında olacağım, eğer yaşarsam tabii. Buzulların erimesine de şahit olabilirim anlamına geliyor bu. Nesil olarak bir o kalmıştı görmediğimiz onu da görürüz. Allah korusun bizleri.
Doğanın dengesi altüst, insani dengeler yerle bir. Biz büyüdük kirlendi dünya derdim hep. Geçen kayınvalidem anlatıyor eskilerden. Kızım şimdi olan olumsuzluklar eskidende vardı hep diyor. Bu kadar teknoloji ve kalabalık olmasa bile hayat şartları o zaman da zormuş. Nerdeee eski insanlar deriz hep. Eskiden de kötü, ahlaksız, dolandırıcı tipler çokmuş. Eh olabilir tabi ama bana hep sanki şimdi her şey daha kötü ve kötüye de gidiyor gibi geliyor. İnsana saygı kavramı yerini bencilliğe bırakıyor.
Yaşadığımız bir olay bunları yazmama sebep oldu.
Bizim apartmanın otoparkı yaklaşık 4-5 aydır tıklım tıklım doluyordu. Bazen bir araçlık yer bile kalmıyor, bizde sokağa park etmek zorunda kalıyorduk. Bir yandan da eşimle konuşuyoruz ne oluyor böyle diye. Bu kadar araba nereden çıktı bir anda. Her gün değişik araçlar. Şüphelenmiyor da değiliz hani ama diyoruz ki, tabii bankalar sözde uygun şartlarda! önüne gelene kredi verirse olacağı budur. Neyse daha yeni öğrendik gerçeği. Bizim karşı apartmanda yaşayan uyanık sakinler, kendi otopark kumandalarının bizim otoparkın kapısını da açtığını keşfediyorlar ve kendi otoparkları dolu olduğu için gizli gizli bizim otoparka bırakıyorlar. Yani benim ve diğer komşularımın hakkını bir hırsız gibi gasp ediyorlar. Benim için klasikleşen cümleyi onlara da uygun görüyorum ve hakkımı helal etmiyorum diyorum :)

Fotoğraf Arpa Bey' den

18 Aralık 2006

Hafta sonum çok iyi geçti. Cuma akşamı canım kocamla buluşup önce yemek yedik. Sonra da Beyoğlu’ nda her zaman gittiğimiz bir pub da oturduk. İlerleyen saatlerde de şöyle tünele kadar bir yürüyüş yaptık. (Erdil baba bir yandan yürüyüp bir yandan sohbete dalınca İnci Profiterolü kaçırmışım) Cuma akşamı olması sebebiyle ekstra kalabalıktı ve çok tuhaf tipte insanlar vardı. Dedik ki bu insanlar gündüz nerelerdeler. Yani normalde gündüz sokakta yürürken göremeyeceğin kılıkta ve şekilde insanlar, kendini Taksim’ e atmıştı o gece. Dedik ki bu insanlar ne iş yapar, nerede yaşar, gündüz ne yaparlar? hayret gerçekten de.

Cumartesi günü ne yapalım diye düşünürken aklıma Eminönü’ ne gitmek geldi. Normalde maalesef o tarafı pek sevmem fakat nedense gidip çarşı da gezesim geldi ve iyi ki de gitmişiz. Yok yok derler ya aynen öyle Eminönü. Ne ararsan var. Ev gereçlerinden yiyecek içeceğe kadar. En önemlisi, bayıldığımız aromalı filtre kahvelerinin kaynağını bulduk orada. Bilinen bir işletmeymiş bu kahve dükkanı. Biz yeni öğrendik. Bu duruma çok sevindik tabii. Aromalı kahveleri her yerde bulamıyorduk. Çeşit çeşit kahveler, bir sürü çubuk tarçın, bazı pasta süsleme malzemeleri ve bolca kuruyemiş alıp döndük. Yani evim için ne alabilirim diye düşünürken yine boğazımız için doldurduk poşetleri. Bu çok kötü oldu. Karı koca ağzımız hiç boş durmuyor arkadaşlar. Çok yiyoruz çok :) Oradan annemlere gidip sürpriz yapalım dedik ama evde yoklardı. Ablamlara gitmişler. Bizde ablamlara gittik ve bir baktık ki herkes orada. Sanki planlanmış gibi herkes orada toplanmıştı. Herkese sürpriz oldu bizim gitmemiz. Güzel bir akşam geçirdik ailece.

Pazar günü Arpamın açıldığından beri gidelim deyip de gidemediğimiz bir tekno-markete gittik. Gittik ama ne görelim şaşaalı açılış yapan bu kocaman yer kapanmış. Çok şaşırdık açılalı daha birkaç ay olmuştu. Sonra eve dönüp yemek yaptık ve bütün gece tembel tembel oturduk. Güzel bir hafta sonuydu.


Edit: Nes, maildeki davetini kabul ettiğim halde senin blogu açamıyorum. Neden ola ki?


15 Aralık 2006

Rüya ve Cuma...

Sizleri rüyamda gördüm arkadaşlar. Daha doğrusu göremedim. En iyisi baştan anlatayım. Annem ve babam bizdeymiş. Biz Arpamla uyuyoruz ama bir yandan da bir kalabalık sesi duyuyorum ben. Uyanıyorum. Annem gelip diyor ki kızım arkadaşların geldi. Hangi arkadaşlarım diyorum, blog arkadaşlarınmış diyor. Şaşkın bir şekilde kalkıp hazırlanıyorum ama bir yandan da çok uykum var :) benim bütün rüyalarımda çok uykum vardır zaten :) neyse geliyorum içeriye bakıyorum 10 kişi kadar var. Çok seviniyorum çok mutlu oluyorum tek tek her birine sarılıyorum onlarda çok samimi davranıyorlar. Diyorum ki sen Kuğuu’ sun, yok diyor ben falancayım. Tanımadığım bir blog adı söylüyor. Sonra diğerlerine dönüyorum sen Renkler olmalısın. Yine aynı cevap. Ben bilmem kimim diyor. Onu da tanımıyorum tabi. Nes, Ceyda, Zeyno, Gazel, Gamzeli, Ayçiçeği v.s linklerim de bulunan tüm arkadaşlarımı sayıyorum ama yok hiçbiri yok. Hatta aralarında çook uzun boylu bir bayan da vardı. Simalarını bile hatılıyorum şu anda. Fakat söyledikleri blog isimlerini aklımda tutamadım. Unutmasaydım bakardım öyle bloglar varmı diye :) Neyse e siz kimsiniz o zaman diyorum. Bizlerde blogcuyuz diyorlar. Tamam onu anladım ama ben sizi tanımıyorum ki diyorum. Gülüşüyorlar ve benim söylediklerimi umursamaz tavırlarla geçiştiriyorlar. Güzel başlayan rüyam yine kabusa dönüşecekken uyandım :) uyanmasam kim bilir neler olacaktı :)Hayırdır inşallah :)


Bugün iyiyim çok şükür. Birkaç gündür üstümde çok sıkıntı yaratan bir iş var. Hayırlısıyla bir atlatsam daha iyi olucam. Bu akşam Arpamla dışarıda buluşup gezicez. Arabasız çıkalım dedim. Yürüyelim, kafamıza göre gezelim, salaş yerlere gidelim. Beyoğlu’ na gidebiliriz belki. Giydim kotumu, botumu :) her şekilde rahat hissetmek istiyorum. Üstümde ağırlık yapacak hiçbir şey istemedim bugün kuş gibi hafif olmalıyım. Güzel bir Cuma. Herkese mutlu hafta sonları dilerim.

13 Aralık 2006

Dün gece yanlış zamanda ve lüzumsuzca gözlerimi sosise çevirdim. (Kuğuu’ cğm anladın sen) İçimdeki sıkıntı gözlerimden aktı gitti. Canım Arpamda ne yapacağını şaşırdı çok üzüldü. Onu üzdüm diye daha kötü oldum bu sefer.
Küçük sorunları kendi içim de yok edebildiğimi sanırdım ama onlar içimde buluşup daha da güçlenmişler meğer. Ben sorunlarım konusunda ketum davranırım hep, ama yanlış yapmışım içime atmakla. Bak böyle patladım en sonunda.
Gerçi çok şükür büyük sorunlarım da yok benim. Genel, ufak tefek günlük sıkıntılar oluyor. İşyerimdeki başkalarının kanıksadığı hava, beni rahatsız ediyor. Yan gelip yatanların en değerli olduklarını görünce bizim deli dana gibi çalışmalarımızın uzay boşluğunda kaybolduğunu düşünüyorum. Biz derken canım kocamı da kastediyorum. Valla kocam diye söylemiyorum eğer benim işyerim olsa başına onu oturturdum gözüm arkada kalmazdı. Hayatımda tanıdığım yalan söyleyemeyen tek insandır o. Hani bazı beyaz yalanlar vardır ya, birini mutlu etmek için bile söylenebilir cinsten. Onu bile yapamaz. Sonra sorumluluklarını bilir ve adildir. Sonsuz güvenilebilecek bir insandır kendisi. Birde bunun yanında çok çalışkandır.
İşte bizim işyerindeki bazı kişilerle canım kocamı kıyaslayınca diyorum ki, bu dünyada adalet varsa nerede? Yalakalık ve ucuz gösterilerle tutunup, asalak gibi yapışmışlar, o şekilde geçinip gidiyorlar işte.
Dediğim gibi yine çok şükür halimize Arpamda bende memnunuz ama ne bileyim haksızlıklara dayanamıyorum işte.
Hem nereye gidiyoruz. Ne için çabalıyoruz bu kadar. İstediklerimizi yapabilmek için çalışıp duruyoruz ama vakit olmadığı için istediklerimizi de yapamıyoruz. Eeee o zaman ne için tüm bunlar? Bu yaşlarımız geçiyor ve bir yandan yaşlanıyoruz. Acaba bir on yıl sonra bu günlerimizi düşünüp, keşke o iptal ettiğimiz hafta sonu tatiline gitseydik ya da ne bileyim keşke düşünüp de yapmadığımız falancayı yapsaydık der miyiz? Çok felsefe yaptım değilmi :)
Az önce ablamla konuştum. Dedi ki, bazı insanlar sana yetmeyen şeylerle çok mutlu olabilir, bazılarına yetmeyen şeyler de senin beklentilerindir. İnsanoğluyuz biz isteklerimiz hiç bitmez. Dedim ki ne güzel söyledin. Eeee hayat insanı filozof yapıyor dedi :)

11 Aralık 2006

Organik bunlar hanııımmm

Bu hafta çok sis vardı İstanbul’ da. Dedim ki Arpama, yahu sigarayı bıraktık ama ne fayda, bu kadar pis havayı soluyoruz ciğerlerimize.
Hem uzmanlar bu mevsimde domates, salatalık, biber vb yaz meyve sebzelerini yemeyin, çocuklarınıza yedirmeyin diyorlar. Muazzam kanserojen madde içeriyormuş bu hormonlu zerzevatlar. E dolabımızdan eksik olmayan şeyler bunlar. Yemeğe çorbaya salataya katarız mutlaka. Gel de yeme. Kanser yapıyor diye sigarayı bırak, git güzelim domatesten al illeti Allah korusun.
Bizim evin orada organik manav açılmış daha yeni gördüm. Yazıktır yahu. Organik diye bir kelime kazandırdılar dağarcığımıza. Ne kadar içler acısı, bizim gibi taş eksen taş bitecek derecede verimli topraklara sahip bir memlekette organik manav neden olsun. Sanki dersin kutuplarda yaşıyoruz da, mahsul verecek toprak yok, bizde ithal ediyoruz.
Allah bize dört mevsimi yaşayacağımız güzellikte, denizinden toprağına zengin ve verimli bir coğrafya nasip etmiş, bizim ettiğimiz haltlara bak.
İçtiğimiz şişe ve damacana suların nerelerden geldiği belli değilmiş efendim. Kuyu suyu, işlenmemiş dere suyu vs olabilirmiş. Susuz yaşama imkanım olsa yaşardım herhalde günde en fazla 2 bardak su içen biri olarak, ama yok ben bile yaşayamıyorum susuz.
Çayda, fındıkta radyasyon var. Onu bırak evimizde kullandığımız masa ve sandalyenin cilasında bulunan bilmem ne maddesi bile kanserojenmiş ve daha aklıma gelmeyen bir sürü şey. Tesadüfen yaşıyoruz o zaman.
Bu hale getiren kim? Üç beş kuruş fazla kazanayım diyen zihniyetler. Sebze, meyve çabuk büyüsün de yerine yenisini üreteyim diye toprağına ilaç katanlar, suları kirletenler, kirli suyu içme su diye satanlar, radyasyonlu çayları fındıkları zamanında imha etmeyip yedirenler ve hala buna devam edenler.
Para kazanmak için, benim ve başkalarının sağlığını önemsemeyen tüm özsaygısını yitirmiş kişilere hakkımı helal etmiyorum. Evet çok sinirliyim bu konuda…

08 Aralık 2006

Birazda gülelim tadında bir post oldu farkındayım ama bayılırım Yiğit Özgür karikatürlerine. Bu güzelim cuma gününde boş geçmeyeyim dedim. Herkese iyi haftasonları :)




07 Aralık 2006

Son günlerde şuna karar veremedim. Ya ne istediğimi bilmiyorum ya da çok şey istiyorum. Tüm sıkıntım bundan. Biraz depresif hallerdeyim yani. Pek monoton geçiyor son günlerim. Her şey öyle planlı öyle saatli ki, spontane yaşanmıyor hiçbir şey. Sabah kalkıştan başlayan sistem, akşam yatışa kadar teklemeden çalışıyor. Haa geçen postumda dediğim şey hala geçerli. Yani kötü şeyler olacağına monoton yaşamayı tercih ederim o ayrı. Kötü birşey kaldıramam şimdi hiç.
Akşamlar çok çabuk geçiyor. Yemekten sonrasını hiç anlamadan, hemen yatma saati geliveriyor. Pek tv meraklısı da değiliz ki başında saatlerimizi geçirelim. Tek takip ettiğimiz dizi Avrupa yakası ve cnbc-e dizileri oda rastlarsak. Genelde film kanallarını izliyoruz. Zaten bir film yakalayıp onu bitirince hoopp bir bakmışsın geç olmuş. Sabah kalkınca her şey yeniden başlıyor. Artık o kadar aynı ki her şey, bu sabah yataktan kalkarken yerdeki terliğime ayağım takıldı ve tökezledim. Çok garip ama ben bu durumdan sevinç duydum. Çünkü bu sabah farklı bir şey olmuştu. Her zamankinden farklı uyanmıştım. Sıralamayı aksatan bir durum gerçekleşmişti.

Allahım deliriyorum herhalde. Hafta içi böyle oluyor işte. İşin tuhafı hafta içi hiçbir şey yapmak da istemiyor canım aslında. Akşamları pek enerjim kalmıyor. Eee şikayetim neden o zaman. Dedim ya bende bilmiyorum. Neyse ki hafta çabuk geçiyor da hemen hafta sonu geliyor.

Bu bir iç döküş sadece. Geçicidir benim bu hallerim bilirim.



Edit: Bu resim posttan sonra biraz içimiz açılsın diye eklenmiştir :)

04 Aralık 2006

Bir hafta geçti

ve buraya yazamadım çünkü new post ekranı açılmadı nedense. Bu bir hafta boyunca çok enteresan gelişmeler olmadı hayatımda ama buna bile şükrediyorum. Kötü şeyler olmasındansa monotonluğu tercih ederim.
Her neyse geçen hafta mükemmel bir gece geçirdik kardeşlerim ve eşlerimizle. İlk göz ağrım canım yeğenimi Ankara’ ya gönderdik asker olarak. O gitmeden felekten bir gece çaldık, çok iyi geldi hepimize.
Bu hafta sonu ise, cumartesi alışverişe çıktık. Düğünümde hediye edilen birkaç bilezik vardı tarzım olmadığı için kullanmadığım. Altın pek sevmem. Onları verip yerine bir bileklik aldım. Üstüne de bir ton para verdim ama bilmiyorum iyi mi ettim kötü mü. Neyse en azından bunu kullanırım. Yemek yiyip ardından uzun zamandır gitmediğimiz bir mekana gidip biralarımızı içtik kocişimle. Eski günlerimizi hatırladık:)
Sonra bizim geleneksel cumartesi gecesi arkadaşlarla buluşup king oynama partisine katılmak üzere, bebişlerini uyutup bizi bekleyen arkadaşlarımıza doğru yol aldık. Geç saatlerde eve geldik ve tabi ki Pazar sabahı da geç kalktık.
Arpam uyurken ben zeytinyağlı pırasa yaptım :) birde şu tarifi denedim. Güzel oldu. Tatlı delisi biri olarak ben beğendim ve birde tatlıdan hiç hazzetmeyen kocişe tattırdım. Sence nasıl? misafire yapılır mı? diye sordum. Oda tatlı seven birisi için güzel olabilir dedi :)
Pazar günü yayılma, daha ne kadar yiyebilirim denemeleri yapma, film izleme aktiviteleri ile geçti. Annemin “balık yemeye gelin” ısrarlarını bile ustaca savuşturup tembelliğin dibine vurduk ki ben zaten balıktan hiç hoşlanmam. Yüzerken görmeyi tercih ederim. Benim tam tersim de Arpacım bitanem bi o kadar sever balığı. Annemde onun için ısrar ediyor. Bilir bizim evde balık pişmeyeceğini. Damadını düşünür yani :)
Bir hafta sonunu da böyle tükettik işte. Bu arada sigarayla savaşım tam gaz devam ediyor. Haa unutmadan blogger beta hakkında bir fikri olan var mı? Geçeyim mi napayım bilemedim.
Free Counters
--------------------------------------------------------------------------------
eXTReMe Tracker
-------------------------------------------------------------------------------