Lilypie 1st Birthday Ticker

27 Kasım 2006

Diyelim ki

55 yaşındayım. Allah korusun evlerden uzak olsun çok kötü bir hastalığa yakalanmışım. Yoğun tedavi yöntemleri uygulanıyor, acılarım çok fazla olduğu için artık dayanamayacağım diye ağlıyorum. Tabi tüm bu olanları ruhum kaldırmıyor birde üstüne psikolojik terapiler. Çocuklarım benim için koşturmaktan bıkmışlar. E onlarında bir hayatı, bir düzenleri var. Biryandan onlar için de üzülüyorum. Hayat koşturmacasını tamamlamış biri olarak torun severek, en huzurlu, en keyifli şekilde geçirmem gereken şu günleri acılarla boğuşarak geçiriyorum. Neden? Sırf o mereti bırakamadım diye. Vee hastane odasında umutsuzca beklerken bir ışık beliriyor karanlıktan ve bana diyor ki sana bir şans veriyoruz. Hadi bakalım 30 yaşına geri dön. Bu günleri yaşadın. Neyi değiştirmen gerektiğini biliyorsun artık.
Diyelim ki böyle dediler ve ben şuanda 30 yaşıma geri döndüm. İlk yapacağım şey sigaranın yanından bile geçmemek olur değil mi? Peki neyi bekliyorum. Yazdıklarımın hepsi hayal ürünü ama olmamasının bir garantisi var mı? Acaba yaşlandığım da ben iyi ki sigara içmişim, bak hiç bir şey olmadı turp gibiyim hala diyebilecek miyim? 2 gündür psikopatça bunları düşünüyorum. Sigara içmek istemiyorum. Beni bırakmasını istiyorum. İki günde bir, bazen bir buçuk paket bitiren biri olarak 2 adet içtim ve onları içtiğime bile pişman oldum. Bırakıcam ben bu illeti arkadaşlar. Allah yardımcım olsun.

24 Kasım 2006

Bir önceki postumu sildim (Kuğuucum kızmazsın bana değilmi?) . Bloğumu her açışımda o karamsar ruh halimle karşı karşıya gelmek istemedim. Kendimi tamir ettim. İyiyim şimdi.

Gelelim diğer konuya. Ablam anlattı, hoşuma gitti yazmak istedim. İlkokul 4.sınıfa giden yeğenim birkaç ay önce (daha fazla da olabilir tam hatırlamıyorum) okul birincisi ilan edildi. Okulda iyi derece alan öğrenciler için bir tören düzenlenip bu öğrencilere madalya veriliyor. Canım benim o kadar azimle çalıştı, o kadar istedi ki okulun örnek öğrencilerinden olmayı:) Okul birincisi olduğunu öğrendiğinde inanılmaz mutlu oldu. Fakat ödül töreninin olacağı hafta okul müdürünün ailesinde bir sağlık problemi çıktı ve tören iptal edildi. Bizimki inanılmaz üzüldü tabi.
İçinde nasıl yer ettiyse bu konu geçenler de müdüre gidip siz benim madalyamı vermediniz. Ben çok çalıştım onun için. Odamda yerini bile hazırlamıştım. O benim hakkım dı madalyamı vermek zorundasınız demiş :) müdür de kızım haklısın, sipariş verelim sen bir kaç gün sonra tekrar gel demiş. Bizim ki hergün gitmiş müdürün odasına :) taa ki madalyasını alana kadar. Tabi tüm bunlardan ablamın ve eniştemin haberi yok. Tek başına halletmiş herşeyi. Şimdi mutluluktan havalara uçuyor :)
Düşündüm de şimdiki çocuklar hakikaten çok akıllı ve bilinçli. Medeni cesaretleri ne kadar kuvvetli. Nasıl hakkını aramış. Tek başına karar verip uygulamış. Anne ve babasına bile ihtiyaç duymadan hakettiğini almış. Çookk güzeldir benim yeğenim. Çok tatlı ve havalı bir kızdır:) Bu bilgisayarda resmi olsaydı eklerdim buraya. Canım benim yaaa :)

17 Kasım 2006

Bir yemek tarifi arayışım sonucunda bloglarla tanıştım. Önce yemek blogları sonra günlük yazıların olduğu diğer bloglar. O zamanlar yorum yazmak istediğim çok oldu ama blogger olmadığım için hiç yorum yazmadım. Daha sonra neden ben de bir blog açmıyorum dedim ve işte buradayım. Tahminimden çok sevdim ben bu ortamı. Çoğunun aksine sanal bir ortam olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bizler sanal değiliz. Çünkü hepimiz o klavyenin başında oturup yazarken, kanlı canlı nefes alan bireyleriz. Sonuçta fikirlerimizi, ailemizi, işimizi, arkadaşlarımızı, ne yediğimizi, ne giydiğimizi kısacası hayatımızı anlatıyoruz burada. Ve okuduğum hiçbir arkadaşımın da uydurma şeyler yazmadığını, herkesin samimi olduğunu düşünüyorum. Benim için blog dünyası değişiklik, oyalanmak, vakit geçirmenin çok dışında. Yeni post gecikince huzursuz olduğum, ne yazsam diye düşündüğüm, sorumluluk duyduğum bir yer bloğum.

Ve tabii arkadaşlarım oldu burada. Yüzünü görmediğim, sesini duymadığım, nerede yaşadığını bilmediğim ama bir o kadar da yakınımda hissettiğim arkadaşlarım. Sanal olmadığımızı bildiğim için kafamda bir şekile bir forma sokmaya çalışırım sizi. Örneğin Kuğuu’ nun uzun boylu ve esmer olduğunu, Renkler’ in dalgalı saçları olduğunu, Ceyda’ nın ufak tefek minyon bir cep annesi olduğunu :) ve diğer arkadaşlarımın hepsinin yazılarını okurken hayalimde ki tipiyle düşünürüm. Tıpkı kitap okurken karakterleri zihninde oluşturmak gibi birşey. Peki siz de düşünürmüsünüz bunları? Sizde de oluyor mu bu. Oluyorsa nasıl oluyor? Merak ettim kimi nasıl hayal ediyorsunuz?

16 Kasım 2006

Sen sus gözlerin konuşsun :)

Oldum olası çok konuşmayı sevmem. Allah sizi inandırsın bazen konuşmaya üşenirim. Diyelim ki bir grup arkadaşımla sohbet ediyoruz ve yine diyelim ki konuşulan konu hakkında söyleyebileceğim çok şey var. Mesela benim uzmanlık alanım olan birşey olabilir, o konu hakkında bir tecrübem olabilir vs. vs. ama gel gör ki üşenirim. Bazen oluyor bu. Off kim anlatacak şimdi o kadar şeyi boşver derim kendi kendime. Sanırım bu durum çok ve boş konuşmayı sevmemem den kaynaklanıyor. Tabi herşey dozunda. Öyle dut yemiş gibi de oturmam. Laflarımla karşımdakini sıkmamaya çalışırım diyebiliriz buna.

Bir arkadaşım sağ olsun çok gevezedir. Karşısındakine kesinlikle fırsat vermez. Öyle ki lafını kesip tuvalete bile gidemezsin o derece yani. Ben de hep kızarım ona kızım sus biraz çok konuşuyorsun diye. Geçenler de birisiyle tanışmış. Karşısındaki öyle bir konuşuyormuş ki bizimki ağzını bile açamamış :) düşünemiyorum yani iyi ki ben yoktum orada. Bir kaç saat süren sohbetleri süresince bizimkine çok dokunmuş olacak ki saymış, sadece iki cümle kurabildim dedi :) haklıymışsın insan çok sıkılıyor dedi :) eh layığını bulmuş :)

Bazıları vardır, bir konu hakkında herkesin bildiği birşeyi, sanki mısır piramitlerinin sırrını çözmüş gibi uzun uzun anlatır. Bazılarıysa hep aynı şeyleri devir daim şeklinde anlatır durur. Daha önce milyon kere anlatmıştır ama unutur bunu. Tekrar tekrar dinlersin artık aynı şeyi. Haa çok konuşup bir o kadar da hoş sohbet olanlar, kendini dinletenler de vardır o ayrı. Onlara lafım yok.

Açıkçası ben boş konuşmaktansa susmayı tercih ediyorum ve bunun çok faydasını gördüm. Az ve öz konuşarak; pot kırmak, ağızdan kaçırmak, düşünmeden konuşup, bilinçsizce karşı tarafı rencide edici sözler söylemek gibi hataları engelleyebiliyor insan.

Ne demişler? Çok konuşan çok hata yapar...

14 Kasım 2006

Resimlerle Haftasonu :)

Geçtiğimiz hafta öyle yoğundum ki nasıl geçtiğini anlamadım. İşyerinde birsürü iş beni beklerken, evde de büyük işler çıktı. Evde tadilat, boya badana işleri ne zormuş. Birde bizim evin sadece bir kısmında oldu bu tadilat, ya komple evi badana boya yapsaydık ne yapardık bilmem. Bütün eşyalar üzerleri örtülü bir şekilde ortaya toplandı. Üstelik evin bir gece bu şekilde kalması gerekti. En sinir bozucu kısmı ise bu dağınıklıktı. Ustamız ilk gün işini bitirip çıktıktan sonra bizde hemen arkasından dışarı çıktık. Dağınık evde oturmayı canımız istemedi. Sırf vakit geçirmek için öylesine dolaşıp durduk. Başka zaman olsa saatler su gibi akıp giderdi. O gün eve geç gelmek istiyoruz ya zaman bir türlü geçmedi :) bizde arkadaşlara gittik. Geç saatlerde eve döndük. Pazar günü usta gelip işini bitirdi ve bizde evimizi yerleştirmiş olduk. Arpamla öyle yorulduk ki hala bacaklarım ve kollarım ağrıyor ama uzun zamandır canımızı sıkan tadilat işlerini de halletmiş olduk. Rahatladık.


İşte ben bu yorucu ve stresli günleri şu resimdeki çikolatayı bol bol götürerek en az hasarla aştım arkadaşlar :) zaten magnumu ezelden beri sever sayarım, bu yeni ürün sayesinde ayakta alkışladım kendilerini. Magnum dark ve yanına Arpamın yaptığı sıcacık bir bardak Irish cream. Off aşık oldum bu ikiliye ben. (Magnum yöneticileri okurmu burayı acaba? Okusalar keşke :) )



Geçen hafta sonu ilk kez turşu yaptık evde. Henüz olma aşamasında daha tadına bakmadık ama çok merak ediyoruz nasıl olduğunu. Turşu kurmak kolay birşeymiş.
Offf tamam itiraf ediyorum hazır turşukur denen karışımla yaptık :) bakalım nasıl olacak.

02 Kasım 2006

Kafama takılan...

Sakın yanlış anlaşılmasın amacım methetmek değil. İçimi dökmezsem çatlayabilirim. Kafama takılan şu ki; bizim gibi iyi niyetli, bilinçli, vatandaşlık sorumluluklarını bilen, vatanını seven, bayrağının ne kadar değerli olduğunun bilincinde, eğitimli, aile eğitimi almış ve düzgün ailelere sahip, modern görüşlü, çevresindeki insanlara saygı duyan, yaşadığı çevreye değer veren, yerlere tükürmeyen, sokağına çöp atmayan, konuşarak halletmeye çalışan, birine zarar vermeyi aklından bile geçiremeyecek kadar insancıl, hırsızlığa, haksızlığa, yolsuzluğa, sahtekarlığa tahammül edemeyen, iş güç sahibi, birbirine aşık, huzurlu bir yuvaya sahip bir çift, çocuk yapmaya korkuyor da, bunların birinden bile nasibini almamış insanlar, beşer onar doğuruyor.

Biz şartlarımız biraz daha olgunlaşsın, zamanı gelsin, kendimizi hazır hissedelim derken yukarıda saydığım kavramlardan bihaber insanlar boy boy sıraya diziyor.

Düşünüyorum da bizim bitanecik özenerek ve üstüne titreyerek yetiştirdiğimiz, ahlaklı ve doğru olmayı, sevgi ve saygıyı, vatanını sevmeyi öğrettiğimiz çocuğumuz çevresine bir bakacak ki bire on kalmış.

Free Counters
--------------------------------------------------------------------------------
eXTReMe Tracker
-------------------------------------------------------------------------------