Lilypie 1st Birthday Ticker

29 Eylül 2006

Rüya gibi uçan yıllar, biraz durun durun biraz

Şu aşağıdaki resim elden ele dolaşan forward maillerle gelen bir resim değil. Hiç üşenmedim tek tek resimleri bulup bizzat kendim yan yana getirdim. Derdin neydi diye sorulabilir. Bende bilmiyorum aklıma esti yaptım:) Herneyse, yıllar ne kadar zalim. Eşya gibi eskitiyor bizi. Bana sorulan her sihirli lamba sorusunda çoğunlukla yaşlanmamayı isterdim diye cevaplarım. En korktuğum şey. Haa insanın ruhu yaşlanmasın en önemlisi o. Doğanın kanunu yaşlanmak. Kendimi hazırlamam gerekiyor. Sonuçta dünyanın hayran olduğu insanlar bile (bkz.aşağıdaki resim) yaşlanıyor. Gerçi bence hala güzeller. Sizce?



27 Eylül 2006

İşe geç kalmışım.

Hemen yoldan bir taksiye atlıyorum. Gideceğim güzergahı söylüyorum. Şoförden tamam abla diye ses geliyor. Ses erkek sesi ama dikiz aynasından baktığımda şoförün basbayağı bir kadın olduğunu görüyorum. Önce ne tuhaf ses diye düşünüyorum sonra da olabilir canım Allahın işi işte diyorum. Şoför bir yandan bir şeyler anlatmaya devam ediyor. Dinlemiyorum. Zaten çok uykum var benim. Bir ara sürücü koltuğunda iki kişinin kucak kucağa oturmuş arabayı o şekilde kukllandıklarını farkediyorum. Kadın olan sadece ağzını oynatıyor erkek olan konuşuyor. Bu ne saçmalık diyorum. Ne yaptığınızı zannediyorsunuz?. Anlam veremediğim gibi hem çok saçma buluyorum hemde sinirleniyorum. İndirin beni delirmişsiniz siz diye çıkışıyorum. Bu iki arkadaş ben sinirlenirken ahahaa diye gülüyorlar. Çıldırıcam yahu indirin beni diye çığlık atıyorum artık. En sonunda kadın olan, hanfendi biz size kamera şakası yaptık diye baklayı ağzından çıkarıyor. Bakın kameralarımız şurada şurada ve burdaaa bir el sallarmısınız? pişkin pişkin gülüyorlar. Ben artık kontrolden çıkıyorum ne şakası kardeşim sabah sabah bak bunu yayınlarsanız size dava açarım. Sürüm sürüm süründürürüm. İstemiyorum canım uykulu şiş gözlerle televizyona felan çıkmak. Hem sevmem ben öyle şeyleri. Kazara bir kamera görsem misal Beyoğlu’nda felan çok olur, röportaj yaparlar sık sık ben hemen toz olurum ordan nedense. Sevmem işte yok ötesi. Her neyse kadın diyor ki e madem istemiyorsunuz yayınlamayız canım. Suratları değişiyor ama. Pişmiş kelleler yerini nemrut yüzlere bırakıyor. İndirin beni diyorum, erkek olan hanfendi burda nasıl indireyim otoyoldayız diyor. Bir bakıyorum camdan sahiden de orta şeritten takılmakta otoyolda gitmekteyiz. Sonra ilerde otoyol kenarında yürüyen birkaç kişi görünüyor ufuktan. Şakacılar hemen alıyorlar arabaya eee potansiyel şakazede buldular almasınlar mı? Bu kez taksi değil dolmuş oluyorlar. Hani taksi dolmuşlar vardır mesela Bostancı-Taksim. Arabada bende varım ya gerçekçi olsun diye. Neyse bende bu arada sakinleşiyorum. Kameralarda çekiyor bir yandan bunlara da güven olmaz bakarsın yayınlarlar deyip en cool tavırlarla ineceğim yere gelmeyi bekliyorum. Arabaya yeni binenlerle de muhatap olmuyorum hiç. İçten içe de salaklar bilmiyorlar kamera şakası olduğunu ama ben biliyorum her şeyi, diye de kendimi seviyorum biryandan. Bu insancıklarda şaka adı altında yapılan saçmalıklara şaşırıyorlar benim kadar ama onlar sert tepkiler vermiyorlar hatta tv ye çıkacakları için seviniyorlar bile. Bende içimden cık cık cık şu insanlara bak bayılıyorlar tv de görünmeye diye konuşuyorum. Sonra ineceğimiz yere geliyoruz. Herkes iniyor tokalaşıyor özürler dileniyor, teşekkürler ediliyor programın yayın saati konuşuluyor falan filan. Herkes mutlu tabi e nede olsa birileri tv ye çıkacak diğerleri de bir bölümlük enayilerini buldular diye düşünüyorum bir yandan. Ayrılırken ben yine en sert tavrımla kadına diyorum ki bak sakın yayınlanmasın haa istemiyorum. O sırada kadının elindekiler dikkatimi çekiyor. Para. Bolca para. Arabaya binen ve bu şakaya katkısı olan her kişiye 500 YTL veriyorlar. Oha diyorum 500 YTL. Kardeşim diyorum niye baştan söylemiyorsunuz böyle bir uygulamanız olduğunu :)



Sanırım yine üstüm açık kadı :) bu hikaye; dün gece gördüğüm, benim klasik rüyalarımdan sadece biri :)

19 Eylül 2006

Stresli işler adamı dişler :)

İnsan yaptığı işi sevmezse ne olur? Mesela ben. Sevmiyorum böyle 9 saatimi ofiste geçirmeyi. Günümüzün yeni moda kavramlarından olan plaza insanı şeklinde yaşamaktan hazzetmiyorum. Haa çalışmayı sevmediğimden değil aksine boş duramam ben ama ne bileyim şöyle esnek çalışma saatleri olan, sevdiğim hoşlandığım bir dalda örneğin el sanatlarıyla ilgili çalışmalar yapıp satsam mesela. Evden çalışsam ya da bir atölyem olsa küçücük. Allah inandırsın öyle çok parada, kariyerde, kurumsal şirketlerde felan gözüm yok benim. Bıktım yahu raporlar, analizler, toplantılar, vizyondu-misyondu ehhhh banane beee diye isyan edesim geliyor bazen. Ben cebinizi doldurmaya deli danalar gibi koşturarak katkı sağlarken sen bana katkı payımdan hiç koklatmıyosun ama… diyesim geliyor tutuyorum kendimi. Birde bu tarz yerlerde çalışanların karakterinde bir dejenerasyon var ki sık sık şahit olduğum şey son zamanlarda. Mesela alt personele örnek olması gereken bir şahıstan, “yan gelip yatacaksın ama arada sırada lütfedip de bir iş yaparsan bunuda satmasını bilceksin” diye bir cümle duyduğumdan beri tiksinir oldum bu şekil çalışma hayatından. Neyini satayım kardeşim işim bu benim bunun için para alıyorum. Sahtekarlık değil de nedir bu. Netice itibariyle çalışmak güzel şey ama sevdiğin mutlu olduğun işi yaparsan.

Nerden nereye. Ben bunları düşünürken Marilyn Monroe ile ilgili bir haber felan okudum galiba hatırlamıyorum şimdi ama bağdaştırdım hemen bu konuyla nedense :) Doğduğu andan itibaren kadersizlik mevhumu peşini bırakmamış bu kadıncağızın. Annesi, babasının kim olduğunu ona söylemeden ölmüş ve hiçbir zaman babasının kim olduğunu öğrenememiş. Annesi öldüğünde küçük yaşta yalnız kalmış koskoca dünyada. Bildiğim kadarıyla set arkasında çalışırken keşfedilmiş. Bir idol bir efsane olmuş. Düşlerde olabilecek kadar büyük bir star olmuş. Fakat resimlerine dikkat edin hep bir hüzün var gözlerinde. Demek ki istediği bu değildi, demek mutlu değildi. Yoksa bir insan kendi elleriyle hayatına nasıl son verir (gerçi ölümü hala muamma ama). Mutlu olmadığını söyler dururmuş yakınındakilere. Yani demem o ki insan eşek yüküyle para da kazansa, dünyanın hayran olduğu, birçok kadın tarafından örnek alınan taklit edilen biride olsa, birinin hakkında söylenebilecek en güzel iltifatları en beğeni dolu sözleri duymuş da olsa, bir efsane de olsa mutlu değilse değildir kardeşim. İnsan mutlu olduğu yerde olmalı yoksa her gün bir parçası ölür gider. Bunu bilir bunu söylerim.

18 Eylül 2006

Gülümse !

Üzerine tıklayarak büyütülmesi tavsiye olunur.


15 Eylül 2006




Meraklı, ısrarcı, yalancı, düzenbaz, düşüncesiz, patavatsız, çıkarcı, ikiyüzlü, bencil, kibirli, kirli, tembel, asalak, sömüren, öldüren, fesat, sinsi, acındıran, açgözlü, hırsız, kıskanç, sapık, saldırgan insanlar olmasaydı dünya toz pembe olurmuydu?

13 Eylül 2006

Kadızade Emine Hanım

O ailenin tek kız çocuğuydu. El bebek gül bebek yetişmiş, o zamana göre iyi eğitim görmüş, ailede musikiye önem verildiğinden ud çalmayı küçük yaşlarda öğrenmişti. Babası çevrede saygın biriydi. Annesi öldüğünde kızının üstüne daha bir düşmüş üstüne titrer olmuştu babası. Hayatının sonuna kadar, adının önüne konulan kadızade sıfatı babasının mesleğine binaendir.
Genç kızlığa adım attığı yıllar Kurtuluş savaşına denk gelir. Düşman askerlerinin yaşadıkları yere gelmekte olduğunu haber alınca, herkes gibi onlarda korkuya kapılmışlar, o güne kadar sıkıntının ve yoksulluğun nispeten yeri olmayan hayatları bir anda değişmiştir. Babasının yakın dostlarından olan rum asıllı bir tüccarın, “yunan askerleri bekar kızları dağa kaldırır, kızını hemen evlendirmelisin” uyarısıyla kadı efendi biricik kızını acilen yine yakın dostlarından bir binbaşı ile evlendirir. Binbaşı yaşça Emine hanımdan oldukça büyüktür ve kısa süren bu formalite evlilik süresince birbirlerine baba-kız gibi davranırlar. Binbaşının iyi niyetini ve dürüstlüğünü hayatının sonuna kadar unutmayacak ona hep minnettar kalacaktır Emine. Kadı efendi kızını güvenli ellere bıraktıktan sonra, yine aldığı bir haber yüzünden tüm servetini de bilinmeyene bırakarak canı tehlikede olan bazı bürokratlarla birlikte Karadeniz illerinden birine kaçıp sığınır.
Savaş bitip geri döndüğünde tekrar görevinin başına geçer, kızının boşanma işlemlerini halledip yanına alır. Baba-kız hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler ama bu kez hiç olmadıkları kadar yoksul olarak. Günler geçip acıların yerini yaşam telaşı almaya başlayınca kadı efendi işlerinde yardımcı olması için yanına genç bir katip alır. Selanik’ ten Edirne' ye göçen muhacirlerden olan; sarı saçlı, mavi gözlü, yüzü kadar tertemiz bir kalbe sahip oldukça yakışıklı bu genç; çalışkanlığı ve beyefendiliği sayesinde çok sevilen biri haline gelir. Emine hanım ise sıradan hayatına devam eder ta ki katip ile karşılaşana kadar. Hayatında gördüğü en yakışıklı erkektir o ve aşık olduğu ilk ve tek erkek. (Yıllar sonra çok sevdiği Atatürk' e olan benzerliğinin, ona aşık olmasında büyük etken olduğunu gülerek itiraf eder Emine.) Katip de aynı şeyleri hisseder Emine hanıma karşı. Fakat kadı efendinin korkusundan açılamazlar her ikisi de birbirine. Bir gün kadı efendi aralarındaki duyguları fark edip de onları baş göz edene kadar. Eee ondan iyi damat mı bulacaktır.
Yıllar geçer. Kadı efendi vefat eder. Çocukları olur büyür hatta iki çocukları gencecik yaşta hayata veda eder. İkisi de bazen acılarla bazen mutlulukla ama hep birbirlerine aşık olarak yaşamışlar, yaşlanmışlardır artık.
Emine hanım, küçük bir kasabada yaşamalarına rağmen doğup büyüdüğü konakta gördüğü gibi evi çekip çevirmeye devam eder, yokluğu çocuklarına hissettirmemeye çalışır. Kasabalarına ne zaman bir üst düzey devlet görevlisi gelse onun evinde ağırlanır, oranın tüm halkını ilgilendiren meseleler bile ona danışılır. Saygınlığı nam salmış kadı kızıdır o.
Bir gün çok sevdiği eşi de göçüp gider bu hayattan. Çocuklarının hepsi büyümüş kimi yurtdışına kimi büyük şehirlere yerleşmiştir. Çok sevdiği kocaman ahşap evinden ayrılarak çocuklarının yanında yaşamak zorunda kalır. Zorunda kalır diyorum çünkü bunu hiç istememiştir fakat çocuklarının zorlaması sonucu buna mecbur kalır. Hayatının geri kalan kısmında hep evini ister, evini özler.
Ve bir gün; mutlu, zorlu, aşık, acılı, varlıklı, yoksul ve daha bir çok duyguyla geçirdiği fırtınalı denebilecek yaşamı sona erer kadıkızı Emine hanımın. Hiç unutulmaz, hala saygı ile anılır. Hala sevgi ile anlatılır. Hala özlenir.


Biliyorum ki bizi yukarıdan biryerlerden izliyorsun. Biliyorum ki ölümünden yıllar sonra bir gece yarısı saçımı okşayan el, yanağıma kondurulan öpücük sana aitti. Seni çok seviyorum anneanneciğim. Nurlar içinde yat...

08 Eylül 2006


Birkaç hafta önce çektiğim bu fotoları ne zamandır buraya yüklemek istiyordum. Kısmet bugüneymiş. Burası Şile ile Ağva arasında, şelale adında bir restaurant. Hakikaten içinde minik şelale var :) yemyeşil bir bahçe, yemyeşil bir su, birde sevdiğimiz arkadaşlarla gidince tadından yenmedi :)


Buda canımcım arkadaşım ve benim hamak keyfimiz :)

06 Eylül 2006

Gizli Bahçem

Kısa tatil de bitti. Çok güzel geçti. Ailemle süper birkaç gün geçirdik. Hava yağmurluydu fakat nerdeyse bütün gün ablam ve annemle cam kenarında oturup, sohbet edip kahve içtik diyebilirim. Yağmurlu havada coşmuş denizi izlemek çok keyifliydi. Malesef fotoğraf çekmeyi çok istedim ama makinem yanımda değildi. Birde kitap okudum bol bol. "Bir Geyşanın anıları" nı okuyorum şuanda. Gerçekten güzel bir kitap, sürükleyici. Benim için en önemlisi anlatılanların gerçek anılar olması. Yaşananların gerçek olduğunu düşününce daha da etkileyici oluyor kitap benim için. Neyse tatil güzeldi iyi ki gitmişim.

Bir süredir bloğuma yazmak isteyipte yazamadım. Sebebi de çevremden birisinin bloğumu okuduğundan şüpheleniyorum ve bu beni çok rahatsız ediyor. Kendimden birşeyler yazarak deşifre olacağımı düşünüyorum. Nasıl desem burası benim kimsenin bilmediği gizli bahçem gibi. İçinde nefes aldığım, bana ait olduğunu sonuna kadar hissettiğim, içimden ne geçiyorsa yazdığım biryer burası. Blogumu okumasını isteyeceğim son kişi odur herhalde. Bunu aşmalıyım. Bu baskıyı üstümden atmalıyım.

Gizli bahçemde özgürce dolaşmak istiyorum.
Free Counters
--------------------------------------------------------------------------------
eXTReMe Tracker
-------------------------------------------------------------------------------