Lilypie 1st Birthday Ticker

29 Ağustos 2006

Gidiyorum...

Karar verdim. Birkaç günlüğüne şu resimlerdeki yere gidiyorum (bkz. bir önceki post) ama mutfak camları konusunda hala kararsızım :) Kendinize iyi bakın.

Şu haberi okuyunca tekrar anladım ki bu ülkede şans eseri yaşıyoruz ve şu haber, yolda yürürken bile elimizin kolumuzun sapıklara, manyaklara çarptığının göstergesi oldu. İnsan hayatı bu kadar ucuzmu? delirmemek elde değil.

****************
Sigarayı tamamen bırakamadım ama %70 civarında azalttım. Kendime iyi bakıyorum bu günlerde. Zaten genellikle sevdiğim için sebze - meyve ile beslenmeyi tercih eden biriyim, pazar kahvaltısı haricinde ekmek yemem. Birde zorla da olsa bol su içiyorum ve multivitaminler kullanıyorum. Yaş ilerledikçe nedense insan vücudunun kıymetini mi anlıyor nedir.

****************

Birkaç günlük tatil planlıyorum ama karar veremedim. Arpam gelemeyecek yada son gün katılabilecek. Bu yüzden kararsızım. Alışık değilim onsuz planlar yapmaya.

****************

Bir konuda daha kararsızım. Mutfak balkonumuz mutfağa dahil edilmiş durumda, mutfak camlarımız kocaman. Buraya ahşap jaluzimi yoksa stor perde mi yaptırsak. Mutfakta hangisi daha kullanışlı olur acaba. Bi fikir verin bana arkadaşlar.

23 Ağustos 2006

...


Bugünler de yazamıyorum. Tekdüze gidiyor herşey ondan herhalde. Ama bol bol okuyorum. Arkadaşlarımın bloglarını sürekli takipteyim zaten. Birde bu aralar okuduğum (okumaya
çalıştığım) bir kitap var. Sevenleri alınmasın ama dili o kadar ağır geldi ki bana, resmen sıkılıyorum okurken. Yarım bırakmak istemiyorum. Oğuz Atay' ın Tutunamayanlar adlı eserinden bahsediyorum. Aslında birçok okuyan kişi tarafından beğenildiğini biliyorum. Klasikler arasında diyebilirim. Şu anda sanırım 120. sayfalarındayım. Kitap 500 küsur sayfalı.
Okuyanlar varsa nolur söylesin. Bende mi sorun acaba. Konsantre olamadım bu kitaba bir türlü. Yoksa gerçekten ağır bir kitap mı?

sigarayı bırakmam şart oldu. Dr bırakmam gerektiğini söyledi. Nasıl yapıcam bilmiyorum. Bir kaç gündür az içiyorum. Bakalım inşallah bırakırım. Bırakmam lazım.

Hem Arpa Bey' in hemde benim tüm çekirdek aile tatilde / yazlıktalar. Biz işlerden dolayı gidemiyoruz yanlarına. Haftasonu bile boş vaktimiz yok. Karıkoca kaldık İstanbul' da başbaşa. Ama ikimiz bile neredeyse görüşemiyoruz desem yeridir. Az kaldı inşallah. Düzene girmesi yakındır.

Yemek bloglarını çok seviyorum. Birçok güzel tarif edindim, koskoca bir arşiv yaptım sayelerinde ama bu tarifleri denemek kısmet olmuyor bir türlü. Ben de güzel yemekler, pastalar yapıp arada sırada bloğuma koymayı planlıyorum. Emel Başdoğan' ın pastacılıkla ilgili kitabını alıp muhteşem pasta tariflerini uygulamak istiyorum ama nedense bu günlerde üstümde bir miskinlik var. Üşengeç oldum. sıcaklardan mı acaba?



11 Ağustos 2006

Doğadan Gelen Mesaj...



Gülse Birsel köşe yazısında kısaca bahsetmiş ondan. İlgimi çekti ve küçük bir araştırmayla, büyüleyici bilgilere ve görüntülere ulaştım. Yukarıda ki muhteşem formlar, usta bir mücevher tasarımcısının elinden çıkmış eserler gibi görünüyor değil mi? ama öyle değil. Bu resimler su damlalarından oluşan şekiller.
Japon bilim adamı Prof. Dr. Masaru Emeto yıllar süren çalışmaları sonucunda, suyun güzel ve kötü sözlere verdiği tepkiyi keşfetmiş. Soğuk bir odada, donmuş su kristallerine sevgi, teşekkür ederim vb. güzel sözler ileterek, mikroskopla incelemeye başlamış. Güzel sözler sonucunda kristallerin, simetrik ve çok estetik muhteşem şekiller oluşturduğunu görmüş. Kötü sözler iletildiğinde ise, suyun donmadığını yada çirkin, kaotik, asimetrik şekiller oluştuğunu görmüş.





2. resimde bunu açıkça görüyoruz. Birinde suya teşekkür ederim deniyor, diğerinde ise seni öldüreceğim.

Bununla da bitmiyor, Dr. Emeto şehir suyu ve tertemiz dağ suyunda da bu denemeleri yapıyor. Aynı kelimelere şehir suyu yeterince estetik şekiller oluşturamayıp bulanık görüntü sergilerken, doğal sular oldukça berrak ve çok daha güzel şekiller oluşturuyor. Aynı çalışmalar muzik aracılığıyla da yapılıyor. Dingin ve hoş müziklerde yine güzel şekiller oluşurken, gürültülü ve rahatsız edici müziklerde çirkin görüntüler oluşuyor. Dr. bütün bu çalışmalar sonucunda, suyun dış etkenlere tepki verebildiği gerçeğine net olarak ulaşmış oluyor.

Dr. Emeto' nun bu çalışmaları, vücudumuzun %70 inin su olduğunu düşünürsek, belki de tedavi amaçlı kullanılacak yöntemlere ulaşacak.

Doğa kimbilir bize daha neler anlatmaya çalışıyor. Kimbilir kusursuz derinliğinde ne kadar faydalı sırlar gizli. Ama biz anlamak yerine kirletmeye, tüketmeye, yok etmeye çalışıyoruz.

09 Ağustos 2006

Canım deniz, aşkım şezlong, bidenem güneş, herşeyim kocam :)




Her sayılı gün gibi tatil de çabucak geçti gitti. Full time çalışan biri olarak bana yine yetmedi tabi. Tatil boyunca yaptığım üç faaliyet, yiyip-içmek, şezlongda en rahat nasıl yayılır araştırma-geliştirme çalışmaları ve yüzmek oldu. Tesis genel olarak güzeldi. Çok büyük olmasına rağmen fazla kalabalık değildi. Bu iyi bişeydi. Harika bir doğa, nefis bir deniz bize çok iyi geldi.

Tatil boyunca ve hala sürmekte olan savaş(katliam) bizi üzen tek olay oldu. Elimizden geldiğince haberleri takip etmeye çalıştık olurda biraz insafa gelirler de bu katliama bir son verirler diye. Ben anlamıyorum toprak -yada istedikleri her ne ise - için masum insanları, çocukları öldürüyorlar. Bir sürü insana yakınlarının katlanılmaz acılarını yaşatıyorlar. Değer mi? dünyaya kazık çakacağınımı zannediyor bu acımasız insanlar. Tek dileğim biran önce bu katliamın bitmesi. Her insanoğlu insan gibi yaşamayı hakediyor bu dünyada.

Tatil dönüşü bir dumur yaşadım ki sormayın. Çene kaslarım kasıldı ağzımın uzun süre bir karış açık kalmasından dolayı. Beni bu kadar şaşırtan da "Şeref Can Meselesi" idi. Oysa ki ne kadar üzülmüştüm onun için. Arkadaşlarla her fırsatta onu konuştuk. Yetmedi eve gelip kocişimle konuştuk onu hep. Rüyalarıma girecek kadar taktım kafama. Kaçıranlara lanet ettim. Yine de sonuç, onu organ mafyasının kaçırmış olma ihtimalinden daha kötü değil elbette. Kim olduğunu hatırlamadığım biri "Şeref Can asıl şimdi kayboldu" demişti. Umarım bu olanlar minik kalbinde derin izler bırakmaz. Baba dediği adamın asıl babası olmadığı, annesinin evli olduğu adamı aldatmış olup üstüne birde onu yasak ilişki sonucu dünyaya detirdiği, yine annesinin süper rol kesen bir sahtekar olduğu gerçeğini umarım hatırlamaz Şeref Can.

Son olarak hepimiz için bir dileğim var. (tabi bunu isteyenler için) ; Allahım bizi ömür boyu tatil yapan şanslı kullarından eyle :) amiinn.
Free Counters
--------------------------------------------------------------------------------
eXTReMe Tracker
-------------------------------------------------------------------------------