Lilypie 1st Birthday Ticker

28 Haziran 2006

Güzel bir kadın mücevher, iyi bir kadın hazinedir :)



Güzel bir şey, her zaman iyi değildir; ama iyi bir şey her zaman güzeldir.

NİNON DE l'eNCLOS



Dün gece bir tv programında bol estetikli mankenlerden biri konuktu. Muhabbettin başını ve sonunu bilmiyorum ama, zap yaparken yakaladığım kısmında, bu manken arkadaşın estetik yaptırmadan önceki hali konuşuluyordu ve programda ki diğer konukların kimisi eski halini daha çok beğendiğini kimisi de bu halini beğendiğini söylüyordu. Bir an düşündüm de, neden kişiye göre değişiyor güzellik. Bir şeye bakarken hepimiz aynı şeyi görmüyoruz demek ki... Peki bu neden oluyor?

Bu konuda şöyle bir tezim var;
Sanırım beynimizin bir yerlerinde oluşturduğumuz, yada doğuştan bizimle olan bazı idealler var. Biz birşeye baktığımız da, estetik olarak bu ideallerle karşılaştırıyoruz gördüğümüz şeyi.

Sevdiğimiz kişileri güzel bulduğumuz da bir gerçek. Örneğin bir anneye yavrusu dünyanın en güzel yaratığı gibi gelir. Yada insanın kardeşi hep güzeldir... yeğenler, torunlar, eşler, sevgililer genellikle güzel görünür insana.

Bir de kendimden biliyorum, kötü kalpli olduğunu düşündüğüm birisi dünyanın en güzel insanı bile olsa benim gözüme çok çirkin geliyor. Bana göre iyi kalpli bir insan dünyanın en güzel insanlarından biridir. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Ciddi ciddi güzel buluyorum iyi kalpli insanları. Rahmetli anneannemin çok sık kullandığı şu cümleyle yazdıklarıma son veriyorum. "Kalbimizin güzelliği yüzümüze yansır."




Birinin beğendiğini diğeri beğenmez dedim ya, bence güzelliğin vücut bulmuş hali şu kadındır. Acaba bu hatunu beğenmeyenler varmıdır :) - (Liv Tyler)-

























Pekiii bu resimdeki kadını tanıdınız mı?






















Edit: Bu iki resmi aynı postta yayınlamamın bir sebebi var elbette :) bu blogda hiçbirşey tesadüf değildir :)

22 Haziran 2006

Hayvan...

Sabah Gazetesi yazarlarından Yılmaz ÖZDİL' in yazısı. Çok güzel...Özellikle ben timsah kısmına çok güldüm ve paylaşmak istedim. Aslında, "burası Türkiye" demekten ve denmesinden hoşlanmıyorum ama bu olayları görünce de nev' i şahsına münhasır bir ülkede yaşadığımızı da inkar edemiyorum doğrusu :)




Piton kayıp. Herkes şaşkın. Deniyor ki, "4 metrelik piton nereye gider?"


Güzel kardeşim...Adam 4 kilometrelik fiberoptik kabloyu çalıyor güpegündüz... 4 metrelik pitonu beline sarar, gene götürür.
Siz bakın, fili götürmesinler.


İlginç bir ülke burası çünkü. Çevre Bakanı'na soruyorlar mesela... "Efendim, piton nerede?" Bakan cevaplıyor: "Bugünlerde kimseye şiş kebap yemesini tavsiye etmem."
"Hayvan" denince en yetkili makamın bile ilk aklına gelen bu: Mangal.


Bakan haksız değil aslında... Hiç unutmam, İzmir'de şehrin göbeğindeki havuza güzellik olsun diye ördek bırakmışlardı. Ertesi sabah yok.Bir daha bıraktılar. Ertesi sabah yine yok. Bir daha bırakmadılar. Çünkü İzmir'de nüfus 3 milyon... Başa çıkman mümkün değil.


Yemeyen de var tabii... Bolu'da yol kenarında bir ayı bulunmuştu birkaç yıl önce.Ayı çıplak. Postu yok. Sonra anlaşıldı ki, yola çıkan ayıya otomobil ile çarpmışlar... Bakmışlar ki, ayı ölmüş. Postunu yüzüp, satmaya kalkmışlar.


Meraklıyız da aynı zamanda... Darıca'ya timsah getirmişlerdi, millet görsün diye... Öööyle duruyor, hareketsiz...Kafasına kaya attılar, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek için... Hayvancağız debelendi ama, çok geç... Ruhunu teslim etti.


Var bir sorunumuz hayvanlarla... "Aman kesme" diyorsun, kesiyorlar. "Mutlaka kes" diyorsun, kesmiyorlar. Hatırlayın, kuşlar grip oldu... " Kes" dediler. Millet kamyonlara yükleyip, dağlara kaçırdı tavukları.Kimisi de yaktı diri diri. İlla kesmeyecek.


Hırçın boğaya ateş eden kasap da var, uysal beygire tecavüz eden mühendis de...
Kanunlarımız desen, ayrı alem. Beygir "cilveli" bulundu ki, hafifletici sebepten, 240 lira cezayla yırttı mühendis...Şimdi, o beygirin, töre cinayetine kurban gitmesini bekliyoruz.


Dana Ferhat'ımız vardı bir ara... Murat 124'ün arka koltuğuna oturtmuştu sahibi. Dünyaya haber olmuştuk.

Balina Aydın'ımız da çok meşhurdu.

Bugünlerde Piglet'imiz meşhur... Hani şu, haram diye, çizgi filmden makaslayarak çıkarmaya çalıştığımız domuz.

Bir defa da, Sütaş'ın ineğiyle dünyaya haber olmuştuk. Santrfor inek...Voleyle gol atarken memeleri görünüyor diye RTÜK'e şikayet etmişlerdi, hayali ineği.


Nedendir bilinmez ama, var bir gıcığımız hayvanlara...Bakın o kadar hazinemiz var.İlk neyi çaldılar? Denizatını.


İlginç bir ülke burası çünkü... İnsan olarak yaşamak zor da, hayvan olarak yaşamak daha zor.



Yılmaz ÖZDİL

21 Haziran 2006

Bu günlerde HOŞUM...






























Bugünler de hoşuma gidenler;


İstanbul
Müzik dinlemek
Yeni aldığım etek
Daha önce hiç gitmediğimiz yerlere gitmek
Neşemin yerinde olması
İşe Gitmek


-----------------------------------------------------------------


Hoşuma gitmeyenler;

2 saat içinde ayaklarımı yara yapan terlikler
Dışarıda yemek yemek zorunda kalmak
"Bizi ihmal ettiniz "diyen arkadaşlar
Film izlerken uyuyakalmak
İşe gitmek (erken uyanmaktan ötürü)

17 Haziran 2006

Neyleyim google ı, neyleyim earth ü içinde yarim olmayınca :)


Şimdi nerden çıktı bu hemen anlatayım. 3 hafta sonra evliliğimizin 4. yılı bitiyor efenim. Ama biz hep ilk tanıştığımız günkü gibi baktık birbirimize. O gün nasılsak hala aynıyız birbirimize karşı. Hep sevgili gibi olduk biz. Büyük bir nimet bu... Şimdilik bu kadar. Belki o gün geldiğinde bir post daha yazarım bu konuyla ilgili. Yukarıda görünen yer Rumeli Hisarı. Ve net görünmeyen bir çay bahçesi. İlk buluştuğumuz yer...

16 Haziran 2006

Benim minik referandum köşem...

Hemen sağ tarafa mini mini bir meraklı Yaz köşesi yaptım. Gördüm ki yavaş yavaş oylamalar başlamış :) oleyyy dedim çok hoşuma gitti. İlk sorum evlilikle ilgili oldu. Maksat bekar arkadaşlara ufakta olsa bu konuda bir fikir vermek :) haaa bana sorarsanız herkes evlensin derim :) İlerde daha farklı sorularla minik referandumlara devam edeceğim. Oy kullanan herkese teşekkürler :)

15 Haziran 2006

İki eser! arasındaki farkları bulunuz :)

Bir bahâr akşamı rastladım size
Sevinçli bir telâş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz?

İçimde uyanan eski bir arzu
Dedi ki "yıllardır aradığın bu"
Şimdi soruyorum büküp boynumu
Daha önceleri neredeydiniz?

Beste: Selâhaddin Pınar
Güfte: Fuat Edip Baksı


Kafam attı bak yine aklı mı kalır bu yerde

İnternetteyim chatteyim yazışıyorum bak biriyle

Onu hiç görmemiştim bir de webcamini açtı

Bana bir hareket yaptı .şok

Aa sexy tenini oynatıyor Aa cicileri amanın konuşuyor

Diskomatik vücudu tam 90 60 90

Amanın o sımsıcak belini sarsam

Www.bombabomba bir güzel bekler burda

O dudaklar bal yanaklar Gir de bir bak daha neleri var

Www.bombabomba.com 90 60 90 Vücudum var

Doya doya bitmez tadım var

Kendime arkadaş arıyorum

Aradığım bana uyacak dediğimi yapacak

90 60 90 60 Bu kızı kim daraltmış

Şak şak cep telefonlar herkes onu kayıt yapmış

Tak tak bel kemerine sürükleyip beni takmış

Bak bak internetten bana bana sorular yazmış

Bu kız bana yaşımı sordu 21 dedim

Yerin yurdun nerelisin dedi bekarım dedim

Tam ban göresin dedi nasıl sevindim

Pat diye uyandım kendime geldim

Beste: Bilmiyorum

Güfte: Bilmiyorum

Seslendiren: İsmail YK

İkinci şarkının tamamını dinlemedim ama radyoda duyupta değiştirene kadar ki zaman da dinlediğim bile yetti de arttı bile. Hemen aratıp sözlerini buldum. Bunu neden mi yaptım kıyaslama yapabilmemiz için, nasıl yozlaştığımızı net olarak görebilmemiz için, nasıl özümüzden uzaklaştığımızı idrak edebilmemiz için. İsmail YK adlı kişinin seslendirdiği bu şarkıyı! kimbilir ne kadar çok lise öğrencisi dinliyor. Kimbilir ne çok çocuk seviyor. Bunları düşündükçe insanın saçını başını yolası geliyor.

Tüm bunların bilinçli yapıldığını düşünüyorum artık ben. Komplo teorisi gibi gelebilir ama Türk toplumunun kültüründe negatif değişimler yaratmak için yapıldığına eminim ben. Herkesin işinden gücünden gelip te çoluk çocuk tv karşısına geçtiği saatlerde her akşam magazin programlarının yayınlanması da bu yüzden, ana haber bültenlerinde haber diye bodrumda eğlenen tatil yapan turistlerin görüntülerini göstermeleri de bu yüzden (ki buna çok sinirleniyorum. Haber değeri olmayan disko plaj görüntüleri her akşam. asgari ücretle geçinmekte olan bir insan onları görüpte nasıl isyan etmesin), ev hanımlarının en verimli olabileceği gündüz saatlerinde beyin uyuşturucu birsürü abuk programında "kadın programları" adı altında hedef belirterek yayınlanması da bu yüzden.

Akıllı olmak lazım, prim vermemek lazım, izlememek dinlememek lazım.


12 Haziran 2006

Güller, dut ve erik ağaçları, temiz hava, hobi bahçesi, suyu içilebilen çeşmeler...

Yazın gelmesi ve bizim anne-babaların da yazlıkta yaşama sezonunu açmasıyla, Arpa Bey ve ben de hafta sonları onları ziyarete gitme sezonunu açmış olduk :) Birkez daha bizde yaşlandığımızda böyle şehir hayatından uzakta, bahçede kendi yiyeceklerimizi yetiştirerek yaşayacağımız günler olacak mı diye düşündük. Hatta mümkünse yaşlanmadan olsun istedik :) hemen şimdi herşeyi bırakıp kendimizi doğanın kucağına atmak istedik :) Gerçekten sakin bir hayatı, trafik olmayan yolları, kuş sesinden başka bir ses olmayan sokakları, yağmurun ardından toprak ve yeşillik kokusunu, çeşmeden akan suyu korkmadan içmeyi, dalından meyve koparıp yemeyi öylesine özlemişiz ki. Sanırım bütün bunlar insanoğlunu içgüdüsel olarak çekiyor. Bundan 5-6 yıl öncesine kadar tatil deyince aklıma hiç böyle şeyler gelmezdi. Demek ki yaş ilerleyince insan sakin bir hayata özlem duymaya başlıyor. Büyük şehirde yaşamak zormuş birkez daha anladık.



Yağmur yağdı heryer toprak ve yeşillik kokusuyla doldu.


Taze taze toplanan marullardan akşam yemeği için salata yapıldı, dalından dut koparılıp yenildi.




Yukarıdaki resim hobi bahçesinden bir görüntü. Marullar buradan toplandı.

Bizim odanın penceresinden bakınca gördüğümüz manzara. Güller öyle çok ki, kokusu tüm odayı dolduruyor.

05 Haziran 2006

Hayatın Anlamı...

Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğunu takmış kafaya (benim gibi)....


Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş... Ama aldığı cevaplarda ona yetmemiş. Köy, Kasaba, ülke dolaşmış ama tatmin edici bir cevap bulamamış. Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona "Şu karşıdaki dağları görüyor musun orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın cevabı verebilir."
demişler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye Hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge sana bunun cevabını söylerim ama önce sınavdan geçmen gerekiyor demiş... Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş. Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel.... Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağ eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin.
Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış: "Güzel!
Kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?" Adam şaşkın: "Ama, demiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki." "Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel."
Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikleri karşısında büyülenmiş çünkü bahçe muhteşem bir yermiş ve geri geldiğinde bilge adama bahçe nasıldı diye sormuş... Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış...
Bilge gülümsemiş, ama kaşıkta hiç yağ kalmamış demiş ve eklemiş "--- Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın... yada görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır....


" Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir."

01 Haziran 2006

İşte bu...



Posta Gazetesinin 31.05.2006 tarihli haberi. Söyleyecek hiçbir sözüm yok. Yazanların ellerine sağlık.



Free Counters
--------------------------------------------------------------------------------
eXTReMe Tracker
-------------------------------------------------------------------------------