29 Mayıs 2006
Uzun uzun yazsam yazsam ne yazsam deyi düşündüm. Sonra dedim ki kendime amaann yazcım aklına ne gelirse anlat işte ne bilim hafta sonunu olduğu gibi anlat günlük günlüklüğünü bilsin azcık. Sonra dinledim bende kendimi aklıma ne gelirse yazıcam kusuruma bakmayın arkadaşlarım. Neysem cumadan başlayayım. Cuma gününün günlerden cuma olması sebebiyle her insan gibi bende de yeri ayrıdır vede güzel geçti. İşlerimin yoğun olmasını bile umursamadım. Hatta daha bir şevkle çalıştım. Birde akşamına arkadaşcazım ve sevgili kocası ilen (bu arada benim arkadaşcazımın kocası, benim sevgili kocamın çocukluktan arkadaşı olur) Vinci efendinin parolası isimli filmi izlemeye gitcemizi bildiğimden kelli daha bi şevkle çalıştım diyebilirim. Buluştuk arkadaşcazım ve sevgili kocasıyla. Hatta filmi beklerkene 15 dk lık çay içme seansımız sırasında kocalara çaktırmadan iki dedikodunun da bel nahiyesini kırdık. Ben filmi biğendim efenim. Bu filmin kitabını okumuştum zati. Aynen kitapta ne okuduysam filmde oydu. Fazlasıyla kitaba sadık kalmışlar, takdirimi kazandılar. Sonram 2 dedikoduyla tatmin olamayan arkadaşcazım ve ben, dedikoduya bizim evde Türk kahvesi eşliğinde devam etme talebimizi bildirdik kocalara. Allahtan zorluk çıkarmadılar da gece gece cinayet işlemek zorunda kalmadık. (Bu arada bilimsel bir araştırma sonucunda dedikodu yapan insanların farklı karakterlerde bile olsalar birbirlerine çok kaynaştıkları, kanka oldukları felan ortaya çıkmış ki ben bunu zaten biliyodum araştırmaya gerek yoktu. Aslında buda ayrı bi post konusuydu bu parantez arasın da sıkışmayı hak etmiyordu ama neyse oldu bi kere geri dönüp te bu kadar şeyi silemiycem şimdi.) Sohbet kahkaha geyik derkene saat ikimiydi neydi arkadaşcazım vede kocası kalkıp evlerine gittiler. Cumartesi günü valla yaydım kendimi hiçbişi yapamadım. Akşam üzeri kalktık bir dolaşmaya çıktık ama bu dolaşma kocacıma pahalıya mal oldu :). Çünküm kendime 4 adet ayakkabı alışımla gezimiz sona erdi ehue. Neysem cumartesi günü de böyle verimli geçti benim için. Pazar günü ise ikea dan aldığımız küçük kitaplığımızı yoğun baskılarım sonucu monte etti kocacım vede içersini yerleştirdik amanda pek bi güzel oldu. Bir de uzun zamandır yiyemediğimiz sulu ev yemeklerine olan özlemimizi gidermek için mutfakta çalıştık ve başarıyla sonuçlandırdık çalışmalarımızı. Gerçi bu pek bir ekip çalışması olmadı. Ben kendim çalıştım ama yerken kocacım beni yalnız bırakmadı sağolsun :) haa yemek yapma çalışmalarım sırasında yoğun desteğini görmedim değil. Hakkını yemeyeyim şimdi. Arada gelip nasıl gittiğini, neler yaptığımı vede fırından çıkan kokuların hangi besinlere ait olduğunu saptamak konusunda çok ustaca çalıştı. Yemekten sonra yukarıda bahsettiğim aynı arkadaşcazım bizi çay içmeye davet etti. Kocacımı zorlamak suretiyle yerden kazıyarak götürdüm. Valla gece geç döndük sabah erken kalktık. Uykum var ama olsun değdi. Böylelikle bir hafta sonumuz daha geçmiş gitmiş oldu. Umarım bunun hemen arkasındaki hafta sonu 1 haftayı beklemeden birkaçgüne kadar çabucak gelir de özletmez kendini.
26 Mayıs 2006
25 Mayıs 2006
22 Mayıs 2006
Biyonikkedi nin çağrısına (sobesine) tüm kalbimle ve beynimle katılıyorum.

Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Birgün o doğa çocuğu, doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. YIldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. (1924)
Mustafa Kemal Atatürk

Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Birgün o doğa çocuğu, doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. YIldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. (1924)
Mustafa Kemal Atatürk
18 Mayıs 2006
15 Mayıs 2006
12 Mayıs 2006
Saç tasarımcıları...

Oldum olası kuaföre gitmeyi sevmem. Mecburiyet olmasa gitmem de ama maalesef saçıma ufak bir topuz konduracak, şık bir tokayla süsleyip bakımlı görünmesini sağlayacak, kendime fön çekebilecek yada diğer gereksinimlerimi kendim karşılayacak kadar yetenekli değilim. Durum böyle olunca kuaföre gitmek benim için zorunluluk gereği eziyet oluyor. Kuaför işletmelerini sevmememin sebeplerinden biri o ortamın bana pek hijneyik gelmemesi. Hoş günümüzde kuaförler de artık vizyonunu değiştirdi :) bunu en başta işletmelerinin isimlerinden anlıyoruz. Eskiden "Gül bayan kuaförü" olan bugün, "rose beauty center" yada çok güldüğüm "rose hair design center" olabiliyor. Sonra dekorasyona daha bir önem veriliyor artık. Hoş posterler, tablolar, rahat ve çoğunlukla deri koltuklar, şık aynalar, teknolojik güzellik alet edevatları, sterilize eden cihazlar vb. Birde günümüz kuaför salonlarında dikkatimi çeken şeylerden biri de diğer çalışanların, yaşı henüz 11-12 civarında olan çıraklara bey diye hitap etmesi :) örneğin Cem bey yerdeki saçları süpürürmüsünüz :) . Ne beyi:) o daha poposu kakalı bir çocuk :) kime neyi ıspatlayacaksınız :) saçımı istediğim gibi yapın yeter... diyesim geliyor :) Birde kuaför koltuğunda çok canım sıkılır benim. Öyle saatlerce sabredip oturamam ben, patlarım sıkıntıdan. En azından kitap götürürüm yanımda. İstediğim saça sahip olduğum zamanlar da nadirdir benim ve o koltuğa oturduğum anda pişman olurum çoğunlukla. Aynaya bakıpta, aslında saçımın modeli fena değilmiş hiç kestirmesemiydim acaba diye düşünürüm kuaför makasını alıp gelene kadar süren, onun için kısa benim için uzun o 2 dakika içerisinde. Saçlarımın uçlarından alın fazla kısa olmasın desemde, işinin ehli saç tasarımcısı arkadaşımız sanki saçlarım benim değilmiş de, o üzerinde oynayıp dilediği gibi kesebilmek için, parasıyla satın almış gibi davranır ve umarsız makas darbeleriyle saçlarımın yarısının çöpe gitmesine sebep olurken, kendisine uçan tekme atma ve aynı anda eve ışınlanma isteği uyandırır içimde her hamlesiyle. Birde ben saç kesimi ve fön için bir yere, manikür-pedikür ve boya için başka bir yere giderim. Bu tamamen kendi tercihim ama bu durum saç tasarımcısı arkadaşlar için hiçte hoş olmaz, dolayısıyle benim içinde :) çünkü birbirlerinin yaptığı işleri beğenmezler. Örneğin bir yerde saçımı kestirip, diğerine boyaya gittiysem boya yapan kesimi beğenmez :) kıskançtırlar, müşterilerini kimseyle paylaşmak istemezler :) ama tüm bunlara rağmen severiz kuaförleri. Onlar bizim canımızdır ciğerimizdir vede şu hayatta yokluğu hissedilesi nadir insanlardır.
08 Mayıs 2006
Canım Haftasonum...
Bu haftasonu beklemediğim bir şekilde güzel ve verimli geçti. Cumartesi günü temizlik için yardımcı abla geldi. Evimin herbir köşesi pırıl pırıl oldu. Her zaman bu ev tertemiz sen boşuna dert ediyorsun diyen Arpa bey bile akşam geldiğinde waauuww ev ne güzel olmuş dedi :)) Canım kocam yorgun olduğumdan dolayı girdi mutfağa yiyecek birşeyler hazırladı. Ohh bende yaydım kendimi koltuğa yemeğin hazır olmasını bekledim. Yemekten sonrada oturduk sohbet ettik, azıcık tv ye baktık. Saçma sapan programlar vardı zaten. Uyuyup kalmışım yine koltukta kocacıkında canı sıkılmış yattık erkenden. Hafta sonu erken yatmak ne kadar güzel birşeymiş. Biz hep yarın nasıl olsa tatil diye gecenin 3-4 üne kadar oturup ertesi günde öğlene kadar uyurduk. Kahvaltı felan derken de gün bitmiş olurdu. Bu sefer öyle olmadı erkenden kalktım kocacık uyurkene kahvaltı hazırladım. Birde aşkım çok sever diye kahvaltıya içi peynirli hamur kızarttım yağsız tavada gözleme gibi birşey oldu. Kocacığın hoşuna gidip gitmediğinden emin değilim :)) güzel olmuş dedi ama gözlerinden o ışığı alamadım. Bana göre çok güzeldi aslında :)) neyse ama onun için sabahın köründe kalkıp hamur yoğurup uğraşmam bile hoşuna gitti. Erkenden kahvaltımızıda yapınca hadi dedik çıkıp dolaşalım. Ağva' ya gittik. Aman allahım bayıldım heryerlere. Ağaçlar, çiçekler, böcekler doğa coşmuş. Bilen bilir bol virajlı yollar vardır Ağva' ya giderken işte o yolların kenarlarındaki ağaçlar dallarıyla bir çatı oluşturmuşlar sanki. Ağaçtan gökyüzü görülmüyor. Yollar da bomboştu aheste aheste geçtik oralardan tadını çıkara çıkara. Arabanın camlarını açıp o güzelim havayı çektik ciğerlerimize. Sonra Ağva' da yürüyüş yaptık. Balık yedik çay içtik. Çok çok güzel fotoğraflar çektik onlarıda yayınlıycam burada. Henüz bilgisayara yüklemediğimiz için şu anda bu yazıya ekleyemedim. Neyse yine aheste aheste döndük evimize. Çok güzeldi çoookk.
Edit: Şu anda deli gibi yağmur yağıyor. Bırak bardağı sanki hortumla su sıkıyorlarmış gibi. Ve benim ağzımdan çıkan ilk iki kelime "eyvahhh camlarımmm" oldu :) yeni temizlenmişti gitti tertemiz güzelim camlarım yaaa ühhüü.
Edit: Şu anda deli gibi yağmur yağıyor. Bırak bardağı sanki hortumla su sıkıyorlarmış gibi. Ve benim ağzımdan çıkan ilk iki kelime "eyvahhh camlarımmm" oldu :) yeni temizlenmişti gitti tertemiz güzelim camlarım yaaa ühhüü.
04 Mayıs 2006
Her telden...
Bugünlerde üzerimde bir rehavetmi desem yorgunlukmu desem isteksizlik, halsizlik, huysuzluk, uykusuzluk, bakımsızlıkmı desem hepsi var işte. Baharın birtürlü gelememesinden olabilir belki. Kışlıkları kaldırıp yazlıkları çıkartmıştım ortalığa ama maalesef hala kalın hırkalarla yaşıyorum bu aralar. Çok üşüyorum çok. Birde sabah kalktığımda bugün ne giyeyim diye düşünüp gardıropun önünde kamp kuran insanlardanımdır. Neyse ki bu problemi akşamdan ne giyeceğimi planlayarak çözmüş bulunuyorum. Neyse konuya döneyim, bu havalarda ne giyeceğimi de şaşırmış vaziyetteyim. Kalın giysem sıcak basıyor ince giysem donuyorum. Ofisteyken yanımda hırka bulundurmak durumunda kalıyorum bu yüzden.
Bu aralar hiçbirşeye yetişemiyorum. Ofisteki işlere, evde yapılması gereken şeylere. Kendime zaman ayıramıyorum. Şirketten akşamları çoğunlukla geç çıkıyorum. Arpa beyle flört günlerimize geri döndük diyebilirim :) artık buluşmak için planlar yapıyoruz :) ve ailelerimize, arkadaşlarımıza resmen rezervasyon yaptırıyoruz görüşmek için. Randevulu yaşıyoruz :) neyseki Arpa bey bu aralar erken geliyor da akşamları 2 saat de olsa görüşüyoruz.
Ama yaz bir gelse bütün bunlar geçecekmiş gibi geliyor. Tatile çıkınca herbişeyi unutucam. İnşallah planladığımız gibi bir tatil yapabiliriz bu sene. Şimdilik içimden gelenler bunlar. Umarım yaz gelir ve hiç bitmez :)
Bu aralar hiçbirşeye yetişemiyorum. Ofisteki işlere, evde yapılması gereken şeylere. Kendime zaman ayıramıyorum. Şirketten akşamları çoğunlukla geç çıkıyorum. Arpa beyle flört günlerimize geri döndük diyebilirim :) artık buluşmak için planlar yapıyoruz :) ve ailelerimize, arkadaşlarımıza resmen rezervasyon yaptırıyoruz görüşmek için. Randevulu yaşıyoruz :) neyseki Arpa bey bu aralar erken geliyor da akşamları 2 saat de olsa görüşüyoruz.
Ama yaz bir gelse bütün bunlar geçecekmiş gibi geliyor. Tatile çıkınca herbişeyi unutucam. İnşallah planladığımız gibi bir tatil yapabiliriz bu sene. Şimdilik içimden gelenler bunlar. Umarım yaz gelir ve hiç bitmez :)
01 Mayıs 2006
Bilimsel mutluluk reçetesi...
Bilim adamlarına göre mutluluk öğrenilebilir. Yani alın yazısı ile ilgili olmadığını söylüyorlar. Mutlu olmak için herkes çeşitli yollar buluyor. Bir başka deyişle lotodan milyarlar çıkmasına veya genlere ihtiyaç yok. İsteyen insanlar mutluluğu gevşeyerek, dokunarak hatta bir küçük çoçuğun gülüşünde, bir bebeğin yumuk ellerinde ve stres halinde bile mutluluğu bulmak mümkünmüş diyorlar. Alman Bunte Dergisinin son sayısında uzman Wilhelm Schmid Bode mutluluk reçetesini açıklamış:
ÇOCUKLAR
Anketlere göre en büyük mutluluk çocuğuyla birlikte dünyayı çocuk gözleriyle algılamak. Bol bol çocuklarla oynayın ilgilenin.
KIRMIZI BİBER
Acı kırmızı biber önce insanda cehennem duygusu uyandırır. Ancak hemen arkasından ödülü geliyor. Biberde "Capsacıh" adlı madde damakta endorfin salgılanmasıyla acıları dindiriyor, insanı mutlu kılıyor.
ÇİÇEKLER
Doğaya saygı gösteren mutlu olmayı da bilir. Araştırmalara göre çiçek insanın mutluluk düzeyini yüzde yüz arttırıyor.
MOR RENK
Mor renk araştırmacılara göre insan ruhunu dengeye kavuşturuyor. Kırmızı insanı aktif yaparken mavi dinlendirirken kırmızı ve mavinin karışımı olan mor dengeyi sağlıyor.
ÇİKOLATA
Flört etmek gibi birşey. Çikolata yiyince mutluluk hormonu serotonin anında beyin dolaşımına çıkıyor. İçindeki penilatin "lamin" insanı bulutlara çıkarıyor.
MUZ
Kendinizi güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz? hemen bir muz yiyin. Magnezyum ve Kalsiyum içeren bu meyva strese karşı birebir. O da mutluluk hormonu serotonini kışkırtıyor.
GÜLMEK
Herşeyi ciddiye alanlar baştan kaybediyor. Gülmek gülümsemek insanı sağlıklı ve mutlu yapıyor. Bir kahkaha bin porsiyona bedeldir sözü doğrudur.
SPOR
Spor yaparken de sonrasında da mutluluk hormonu salgılanıyor. Açık havada tenis oynamak koşu yapmak sıkı bir yürüyüş, mutluluk hormonu serotonin salgılanmasını sağlıyor. Bulduğunuz her fırsatta spor yapın.
GÜNLÜK TUTMAK
İnsanın gerçek mutluluğu dışarda değil iç dünyasındadır. Günlük tutmak insanın pusulası olabilir. Başımızdan geçen olayları mutlu anıları özellikle vurgulayarak, kağıda dökerek bunları kalıcı kılmış oluruz.
TANRIYA İNANÇ
İstatistiklere göre Allaha inananlar zor durumlarla karşılaştıklarında daha dayanıklı oluyorlar. Yaradana inanç insanı mutlu ve sağlıklı kılıyor.
MASAJ
Masaj yaptırmak vücuttaki toksinlerin laktik asidin gitmesini sağlıyor, rahatlatıyor ve mutluluk hormonunu çalıştırarak sakinleştirdiği biliniyor.
MÜZİK
Şarkı söylemek, şarkı dinlemek güzel bir müzik insanı mutlu ederken stresi yok ediyor.
BİTKİ ÇAYLARI
Bilinen bir sürü faydası olan bu çaylar insanı hem sağlıklı hem dinç kılıyor.
İYİMSERLİK
Tüm zor anlarda engellerde insanların iyimser olması bağışıklık sistemini olumlu etkiliyor.
REİKİ
Sağlıklı insanlarda hastalıklara karşı önleyici etkisi, canladırıcı dinç kılma özelliği ile diğer insanlarda şifa bulma amacıyla kullanılıyor. Mutluluk ve relax etkisi olduğu biliniyor.
DOSTLUK
Arkadaşları ile olan insanlar kendilerini daha mutlu hissediyor. Dostluğun en iyi yanları karşılıklı güven ve birbirlerini dinleme yeteneğidir.
MEDİTASYON
Gevşeme teknikleri insanın ruhundaki sıkıntıları atar. Gevşemiş bir insan yaşadığı anın tadını çıkarır, çevresindeki küçük mutlulukları bulabilir.
EVCİL HAYVAN
Kuş, kedi, balık, köpek, civciv. Ev hayvanları ile uğraşanların çok mutlu ve sağlıklı yaşadığı bilimsel bir gerçek.
EV İŞLERİ
İnanılır gibi değil ama gerçek. Erkeklerin yüzde onikisi yemek pişirip ütü yaparak ev temizleyerek mutlu olduğunu söylüyor. İşin en iyi yanı erkekler ev işi yapınca kadınlar da mutlu oluyor :)
Edit: Ben yukarıdakileri okuyup hangilerinin beni mutlu ettiğini düşündüm. Örneğin çocuklarla oynamak, çikolata, gülmek, tanrıya inanç, müzik, iyimserlik, dostluk ve ev işleri yapmak beni mutlu ediyor ama kırmızı biber ve mor renk mutlu hissettiriyor diyemem :) neyse inşallah hepimiz mutlu yaşarız...
ÇOCUKLAR
Anketlere göre en büyük mutluluk çocuğuyla birlikte dünyayı çocuk gözleriyle algılamak. Bol bol çocuklarla oynayın ilgilenin.
KIRMIZI BİBER
Acı kırmızı biber önce insanda cehennem duygusu uyandırır. Ancak hemen arkasından ödülü geliyor. Biberde "Capsacıh" adlı madde damakta endorfin salgılanmasıyla acıları dindiriyor, insanı mutlu kılıyor.
ÇİÇEKLER
Doğaya saygı gösteren mutlu olmayı da bilir. Araştırmalara göre çiçek insanın mutluluk düzeyini yüzde yüz arttırıyor.
MOR RENK
Mor renk araştırmacılara göre insan ruhunu dengeye kavuşturuyor. Kırmızı insanı aktif yaparken mavi dinlendirirken kırmızı ve mavinin karışımı olan mor dengeyi sağlıyor.
ÇİKOLATA
Flört etmek gibi birşey. Çikolata yiyince mutluluk hormonu serotonin anında beyin dolaşımına çıkıyor. İçindeki penilatin "lamin" insanı bulutlara çıkarıyor.
MUZ
Kendinizi güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz? hemen bir muz yiyin. Magnezyum ve Kalsiyum içeren bu meyva strese karşı birebir. O da mutluluk hormonu serotonini kışkırtıyor.
GÜLMEK
Herşeyi ciddiye alanlar baştan kaybediyor. Gülmek gülümsemek insanı sağlıklı ve mutlu yapıyor. Bir kahkaha bin porsiyona bedeldir sözü doğrudur.
SPOR
Spor yaparken de sonrasında da mutluluk hormonu salgılanıyor. Açık havada tenis oynamak koşu yapmak sıkı bir yürüyüş, mutluluk hormonu serotonin salgılanmasını sağlıyor. Bulduğunuz her fırsatta spor yapın.
GÜNLÜK TUTMAK
İnsanın gerçek mutluluğu dışarda değil iç dünyasındadır. Günlük tutmak insanın pusulası olabilir. Başımızdan geçen olayları mutlu anıları özellikle vurgulayarak, kağıda dökerek bunları kalıcı kılmış oluruz.
TANRIYA İNANÇ
İstatistiklere göre Allaha inananlar zor durumlarla karşılaştıklarında daha dayanıklı oluyorlar. Yaradana inanç insanı mutlu ve sağlıklı kılıyor.
MASAJ
Masaj yaptırmak vücuttaki toksinlerin laktik asidin gitmesini sağlıyor, rahatlatıyor ve mutluluk hormonunu çalıştırarak sakinleştirdiği biliniyor.
MÜZİK
Şarkı söylemek, şarkı dinlemek güzel bir müzik insanı mutlu ederken stresi yok ediyor.
BİTKİ ÇAYLARI
Bilinen bir sürü faydası olan bu çaylar insanı hem sağlıklı hem dinç kılıyor.
İYİMSERLİK
Tüm zor anlarda engellerde insanların iyimser olması bağışıklık sistemini olumlu etkiliyor.
REİKİ
Sağlıklı insanlarda hastalıklara karşı önleyici etkisi, canladırıcı dinç kılma özelliği ile diğer insanlarda şifa bulma amacıyla kullanılıyor. Mutluluk ve relax etkisi olduğu biliniyor.
DOSTLUK
Arkadaşları ile olan insanlar kendilerini daha mutlu hissediyor. Dostluğun en iyi yanları karşılıklı güven ve birbirlerini dinleme yeteneğidir.
MEDİTASYON
Gevşeme teknikleri insanın ruhundaki sıkıntıları atar. Gevşemiş bir insan yaşadığı anın tadını çıkarır, çevresindeki küçük mutlulukları bulabilir.
EVCİL HAYVAN
Kuş, kedi, balık, köpek, civciv. Ev hayvanları ile uğraşanların çok mutlu ve sağlıklı yaşadığı bilimsel bir gerçek.
EV İŞLERİ
İnanılır gibi değil ama gerçek. Erkeklerin yüzde onikisi yemek pişirip ütü yaparak ev temizleyerek mutlu olduğunu söylüyor. İşin en iyi yanı erkekler ev işi yapınca kadınlar da mutlu oluyor :)
Edit: Ben yukarıdakileri okuyup hangilerinin beni mutlu ettiğini düşündüm. Örneğin çocuklarla oynamak, çikolata, gülmek, tanrıya inanç, müzik, iyimserlik, dostluk ve ev işleri yapmak beni mutlu ediyor ama kırmızı biber ve mor renk mutlu hissettiriyor diyemem :) neyse inşallah hepimiz mutlu yaşarız...
-------------------------------------------------------------------------------- -------------------------------------------------------------------------------










